Sidal Yaşar

DİTAV ile Diyarbakır üzerine keyifli bir söyleşi

DİTAV ile Diyarbakır üzerine keyifli bir söyleşi
Yazı boyunu düşür Yazı boyunu yükselt Font boyutu Yazdır

TOURMAG Turizm Dergisi olarak Diyarbakır’ın önemli sivil toplum kuruluşlarından biri olan Diyarbakır Tanıtma Kültür ve Yardımlaşma Vakfı’nı (DİTAV) ziyaret ettik. DİTAV, hemşeriler arası dayanışma, şehrin tarihi ve kültürel değerlerinin korunup tanıtılması ve ihtiyaç sahibi Diyarbakırlı öğrencilere maddi destek sağlamak gibi amaçların güdümünde 1990 yılında Ankara’da kurulan bir vakıf. Kurucu üyeleri arasında bir dönem İçişleri Bakanlığı yapan Abdulkadir Aksu, öykü ve roman yazarı Esma Ocak, hayatının uzun yıllarını Diyarbakır’ın edebi, kültürel ve tarihi değerlerini araştırmaya adayıp, birçok değerli yapıta imza atmış hukukçu-yazar Şevket Beysanoğlu da bulunmakta.

Günümüzde DİTAV, Diyarbakır’ın dışında Adana, Ankara, Antalya, Eskişehir, Mersin ve İstanbul’daki şubeleriyle faaliyetlerini sürdürmekte. DİTAV Diyarbakır Şubesi Müdürü Edip Sevgican ile Diyarbakır’ın eski ve yeni günleri, turizm ve sektördeki son gelişmelere dair pek çok şeyi konuştuk.

DİTAV

Resimlerine bakmaya doyamadığımız, betonlaşmadan henüz nasibini almamış, 70’ler öncesi Diyarbakır’ın eski bir sakini olarak bize o zamanlardan biraz bahseder misiniz? 

Sevgi ve saygının şehriydi Diyarbakır. İmam ile papazın yan yana gezdiği sokaklarında çok samimi bir mahalle kültürü vardı. Eski Diyarbakır sokaklarında yaşayan kimseler, sokakta yaşayan diğer hanelerdeki bireyleri isim isim tanırlardı. Büyüklerimiz bizi sokakta her zaman sevgiyle besler, korurdu. E tabii biz de asla saygıda kusur etmezdik. Mesela, eski Diyarbakır evlerindeki kilerlerde besinler küpler içinde saklanırdı. Sırlı küplerde pekmez veya yağ depolanır, normal küplerde ise zahire (bakliyat) saklanırdı. Hatırlarım, annemiz komşusunun küplerine kadar içinde ne olduğunu bilir, bir şeye ihtiyacı olduğunda bizi hangi komşuya göndereceğini bilirdi.

Yaz aylarında evlerin damları staralar ile çevrilir (mahremiyet için) ve dam üzerine tahtlar kurulurdu. Ev sakinleri, gecelerini keyifle bu damlarda geçirirdi. Kimi zaman karpuz, kimi zaman çekirdek eşlik ederdi muhabbetlere. Özellikle tahtlarda yıldızların altında uyumak, çocukluğumun çok güzel anlarındandır. Bazı şanslı dostlarımızın damları açık hava sinemalarını görürdü. Onların keyfini de siz düşünün artık. Ayrıca, o zamanlar kentte çok önemli bir sinema kültürü vardı. Mahalleli sık sık toplanır, hep beraber sinemaya gidilirdi. O dönemde Yıldız, Saray ve Raman Sinemaları sadece yazlık sinemalardı. Yıldız Sineması’nın yazlık locaları vardı. Haftalar öncesinden rezerve edilen bu localarda seyirciler, yanlarında getirdikleri yemekler eşliğinde film izleme keyfini yaşardı. Bu yemekler çoğunlukla dolma-ekmek, çörek-gazoz veya börek olurdu. O zamanlar kışın hizmet veren sinemalar arasında Nilgün, Melek, Dilan, Yenişehir ve Ordu Evi Sinemaları vardı. Artık böylesine mekanların ve alışkanlıkların olmayışına üzülüyorum.

Son yıllarda yaşanan sıkıntıların yanında Diyarbakır için olumlu gelişmeler de yaşanıyor. 2015 yılında UNESCO, Hevsel Bahçeleri ve Diyarbakır Surları’nı Dünya Mirası Listesi’ne almış; geçtiğimiz ay ise Dünya Turizm Yazarları ve Gazeteciler Federasyonu (FIJET), kenti Altın Elma ile ödüllendirmişti. Bu gelişmeler hakkında neler düşünüyorsunuz? 

ditavSurların tamamı, Abdullah Gül’ün döneminde de hükümet tarafından koruma altına alınmıştı. Elbette, UNESCO heyeti tarafından bir bütün olarak düşünülen Hevsel Bahçeleri ve Diyarbakır Surları’nın koruma altına alınması gerçekten önemli bir gelişme. Fakat, Dünya Mirası Listesi’ne alınması hemen ortaya bazı olumlu sonuçlar çıkaramaz. Süreç ve zaman meselesidir. Surların onarımı ve çevre düzenlemelerinin yapılması büyük maliyetler gerektiriyor. Ayrıca, yakın geçmişte yaşanan karmaşa da bu süreci önemli ölçüde olumsuz etkiledi. Surlarda üzerinden asırlar geçmiş tahribatlar söz konusu. Yakın geçmiş restorasyonları esnasında -o zamanki taş ustalarının olmayışından ötürü- kullanılan fabrikasyon taşlar sırıtmaya başladı. Onarım gören yerler, eskiye uygun düşmedi ve benimsenmedi. Özellikle UNESCO’nun da gelişiyle ortaya şöyle bir tez çıktı: Onarımlar eğer eski haline uygun yapılamıyorsa, onarım yapmadan mevcut haliyle koruyun. Her şeye rağmen UNESCO umut vaat ediyor. Dünya ve ülke basınında öne çıkması ve tanınırlığının artması çok önemli. Özellikle iç turizmde son iki yılda gözle görülür bir artış var. İnşallah gelecek günlerde de bu artış devam edecek. Gelen turistler, geçmişe nazaran biraz daha güvenli bir şekilde kenti ziyaret edebiliyor.

Altın Elma’ya gelecek olursak, bu ödül Diyarbakır turizm endüstrisi için büyük bir şanstır. Tarihi ve kültürel açıdan bu denli zengin Diyarbakır gibi bir şehrin turizm hareketliliğinden hak ettiği payı alması gerekiyor. Bu sebeple, ödülün böylesine bir şehre, elbette Diyarbakır’a verilmesi gerekirdi. Hatta kentimiz daha fazlasını da hak ediyor. Bizler turizm açısından Altın Elma’ya benzer olayların sık sık gündeme gelmesini istiyoruz. Altın Elma Ödülü verildikten sonra insanların kafasındaki soru işaretleri bir nebze de olsa kalkmış görünüyor.

Peki, Diyarbakır turizmi hakkında neler düşünüyorsunuz? 

Tarih boyunca birçok medeniyetin baş şehri olmuş bir kentten bahsediyoruz. Diyarbakır farklı bir şehir, bir açık hava müzesidir. İlklerin şehridir Diyarbakır. 12 bin yılı aşkın bir tarihe sahiptir. Elbette saysız kentte tarihi kalıntılar vardır, fakat Diyarbakır’da birçok memlekette bulunmayan eserler vardır. 5. Harem-i Şerif Ulu Camii, Malabadi ve On Gözlü Köprüleri ile Dört Ayaklı Minaresi, dünyanın sayılı tarihi eserleri arasındadır. Öylesine kadimdir ki, asırlardır kentin tamamı 5,5 km uzunluğunda surlar içinde korunmuştur.

Diyarbakır tanıtımlarında kullanılan, bir nevi dillere pelesenk olmuş Diyarbakır Surları’nın Çin seddinden sonra en uzun yapı olduğu ve buna benzer tanıtım çabalarının katma değeri yoktur. Keza Çin Seddi, 2. Dünya savaşı sonrası inşa edilen Berlin Duvarı ile aynı değer yapısına sahip bir set iken; Diyarbakır bir sur, kale kentidir. Bu surlar ki kent himayesini ve muhafazasını sağlamış ve günümüze kadar ulaşmıştır. Bunların ötesinde sur, duvarları ve kapıları üzerinde taşıdığı nadide kitabeler ile eşsiz bir niteliğe sahiptir. Bu bağlamda, günümüzde Çin Seddi de dahil olmak üzere özellikleri bakımından Diyarbakır Surları ile boy ölçüşecek bir başka eser yoktur. Her şeye rağmen güvenlik unsuru, turizm hareketliliği için çok önemli bir konudur. Bugün daha iyi yollarımız, nitelikli konaklama ve yiyecek içecek tesislerimiz olmasına rağmen Diyarbakır imajındaki güven unsurunun eksikliği, Diyarbakır turizmi açısından önemini korumaktadır.

Diyarbakır’da yaşanan üzücü çatışmalar sonrasında tahrip olan bölgelerde turizme kazandırılmak üzere inşaatları devam eden ve aslına uygun olmadığı, betonarme olduğu iddia edilen tartışmalı yeni ‘Diyarbakır evleri’ hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yeni inşa edilen Diyarbakır evleri konusunda başka STK’lar gibi bizim de görüşlerimiz alınmıştı. Fakat, inşaatlar başladıktan sonra evlerin eski mimariye uygun olmadığı gerekçesiyle eleştiriler ve tepkiler yükseldi. Daha sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından evlerin neden bu şekilde inşa edildiğine dair STK’lar aracılığı ile kamuoyuna bazı açıklamalar yapıldı. Bence eski evlerin yapım maliyetlerinin yüksek olması, inşa süresinin uzun sürmesi, günümüzde inşayı gerçekleştirecek taş ustalarının artık kalmayışı da yeni evlerin bu şekilde tasarlanmasını açıklayabilir. Yeni Diyarbakır evleri elbette eski evlerin birer kopyası olamayacaktır. Değişen her şey gibi bu evler de çeşitli modern değişiklikler ile yaşadığımız zamanın sonucu olarak bugünün Diyarbakır evleri olacaktır.

Bize biraz da DİTAV’ın kente kattıkları ve son çalışmalarından bahsede misiniz?

Kuruluşumuzdan bu yana kentimizin önemli yazarlarının öncülüğünde birçok dergi ve kitabı yayına hazırladık. Bunların yanı sıra kente dair yazılı, görsel ve işitsel birçok materyali, DİTAV Diyarbakır Şubemizdeki kütüphanemizde muhafaza etmekteyiz. Geçtiğimiz yıllarda Diyarbakır’ın tarih literatüründe çok önemli yere sahip olan dört eseri Türkçe’ye çevirerek yayına hazırladık. Bunlardan ilki ünlü Fransız arkeolog, mimar ve edebiyatçı Albert Louis Gabriel’in 1932 yılında Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaptığı geziler sonrasında ortaya çıkardığı “Şarki Türkiye’de Arkeolojik Geziler” kitabıdır. Diyarbakır’ın geçmişine ışık tutan, bölgenin mimari ve tarihi değerlerini fotoğraflar ile ele alan bu değerli yapıtın çevirisi, eserin orijinalinden yararlanılarak Ankara’daki Fransız Konsolosluğu’nda uzun mesailer sonunda gerçekleşmiştir.

Ayrıca, 1930’lu yıllarda dönemin valisi tarafından hava sirkülasyonu adına surların yıktırılmasına şahit olan Gabriel, surların eşsiz arkeolojik değerini raporlayarak Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderdiği dilekçe ile yıkımın durdurulmasını sağlamıştır. Bu sebeple Diyarbakır Surları özelinde Gabriel’in çok özel bir yeri vardır. Son olarak üç farklı eseri bir ciltte toplayarak, Diyarbakır’ın Roma dönemindeki ismiyle yayınladığımız kitap ise Amida’dır. Bu özel ciltte, tarihçi ve epigrafist Max van Berchem’in özellikle surlardaki kitabelere ışık tutan “Diyarbakır İslam Epigrafisi ve Tarihi Üzerine Materyaller” adlı eseri, sanat tarihçisi Josef Strzygowski’nin “Kuzey Mezopotamya, Helen Bölgesi ve Batı Avrupa’nın Sanat Tarihine Eklemeler” adlı eseri ve İngiliz gezgin-arkeolog Gertrude Margaret Lowthian Bell’in “Tur Abidin Kilisleri ve Manastırları” adlı eseri yer almaktadır.

DİTAV, bundan 10 yıl önce Mardin Kapı’da keçi burcuna yakın bir başka burç içerisine inşa edilen beton karakolun Valilik tarafından yıktırılmasını sağlamış ve bir vatandaş tarafından “işgal” edilen su değirmeni ile ünlü Hatun Kastalı’nın (Mardin Kapı’dan çıkınca On Gözlü’ye inen asıl antik yolun üzerindedir) tahribe uğraması önlenmiştir.

Son olarak Diyarbakır için vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Özellikle Diyarbakırlı gençlerimizin şehrimizin kıymetini bilmelerini istiyorum. Nerede yaşamışız, tarihi nedir, hangi süreçlerden geçmişiz ve bugünlere gelmişiz, bunları araştırmalı ve öğrenmeliler. Ayrıca, sizin de dediğiniz gibi yıldızı parlayan Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki tarihi ve kültürel değerlerin bilimsel açıdan da araştırılması gerekmektedir. Bu bağlamda bölgenin Dicle, Harran ve Artuklu Üniversitelerinden araştırmacıların birleşerek, Milli Kütüphane arşivlerini incelemesi gerekir. Bu araştırmaların sonucunda bilinmeyen ve uzun süredir raflarda saklı kalmış birçok kültürel ve tarihi değerimiz gün yüzüne çıkacak, turizm endüstrisi de dahil olmak üzere birçok disiplin bu çalışmalardan yararlanacaktır.

Bir Cevap Yazın

sonomed

vakıf taşdelen su

noyadecor