Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Turizm yeniden başlayacak, Antakya ayağa kalkacak

Asi Nehri’nin kıyısında, medeniyetlerin birbirine selam verdiği bir şehir yükselir.

Asi Nehri’nin kıyısında, medeniyetlerin birbirine selam verdiği bir şehir yükselir. Adı Antakya… Yüzyıllar boyunca tüccarların, seyyahların ve farklı inançların yolları burada kesişti. Güneyin bu kadim şehri; taşlarında tarihi, sokaklarında kültürü, mutfağında ise ortak yaşamın izlerini sakladı. Yalnızca geçmişiyle değil, yaşattığı kültürel zenginlikle de her daim Türkiye’nin en kıymetli turizm destinasyonlarından biri oldu.

Savon Hotel, işte bu eşsiz mirasın içinde, şehrin ruhuna tanıklık eden en özel duraklardan biri olarak yıllarca yerli ve yabancı ziyaretçilerin konakladığı önemli bir buluşma noktası işlevi gördü. Eski bir sabun fabrikasından dönüştürülen ve kentin tarihi dokusunu yansıtan bu özgün yapı, son yıkıcı depremde de ayakta kalarak Antakya’nın hafızasını yaşatan önemli simgelerden biri olmaya devam ediyor. 

tourmag

6 Şubat depremleri sonrasında Antakya’nın karşı karşıya kaldığı büyük yıkım, kentin turizm altyapısını ve kültürel mirasını da derinden etkiledi. Ancak tüm zorluklara rağmen şehir, sahip olduğu tarihi ve kültürel değerlerle yeniden ayağa kalkma mücadelesini sürdürüyor. Bu röportajda, Savon Hotel’in deprem öncesindeki turizm misyonunu, afet sırasında ve hemen sonrasında otelde yaşanan süreci ve Antakya turizminin geleceğine dair beklentileri Kazım Kuseyri’den dinledik. Şimdilerde Savon Hotel, geçmiş ile bugün arasında kurulan köprünün zarif bir simgesi. Biz de TOURMAG olarak bir kentin geçmişinin ve umutlarının nasıl korunmaya çalışıldığını Savon Hotel üzerinden ele alıyoruz.

Savon Hotel, Antakya’nın kalbi denilebilecek bir konumda. Otelin eski bir sabun fabrikasından butik otele dönüşüm hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz?

Tabi ki… Öncelikle ben Kazım Kuseyri. Doğma büyüme Antakyalıyım. Antakya’nın eski bir ailesiyiz. Savon Hotel’in hikâyesine gelince… Otel; Osmanlı döneminde, 1860’lı yıllarda yapılmış, kervansaray mimarisinde bir yapı. Uzun yıllar Fransız işgali döneminde sabunhane olarak kullanılmış bir bina. Metruk hâldeydi. 1999’da başlayan restorasyon süreci ile beraber, 2003 yılında bir turizm işletmesi olarak faaliyete girdi. Meşakkatli bir süreçti; Anıtlar Kurulu, izinler vesaire. Özellikle bir de tescilli tarihi yapı olduğu için bebek gibi ilgilenmek gerekiyor. Yorucu, zor bir süreçten sonra -yaklaşık 4 sene sürdü- faaliyete girdi.

Otelin özellikleriyle ilgili, Fransızlar dönemi ve öncesinde neler yapıldığıyla ilgili bilgiler mevcut mu? 

Fransızlar döneminde sabunhane olarak kullanıldığı biliniyor ama onun haricinde tarihçesiyle ilgili çok steril bilgiler yok. Ancak sabunhane olarak kullanıldığı çok net. Zaten ismi de o yüzden Fransızcada “sabun” anlamına geliyor. Otelin içine girdiğinizde aynı o fresh sabun kokusunu verebilmek için biz de özel firmalarla çalışmıştık. Birçok noktada pülverizatörler eşliğinde o koku veriliyordu.

tourmag-antakya-savon-hotel

Ben de 2018 yılında GAP gezisi kapsamında iki gece otelinizde kalmıştım. Demek o koku oradan geliyordu. Paris’te de bu uygulama var. Bir dükkâna girdiğinizde, mekânın kendine özgü kokusu sizi karşılıyor. Demek siz de bundan ilham aldınız.

Aynen öyle. Hatta o kokunun haklarını da almıştık, bizim haricimizde hiçbir yerde kullanılamıyordu. Bir demosu vardı, iki ay denedik.

Deprem öncesi Savon Hotel, turistlerin çok tercih ettiği, düğünlerin kermeslerin yapıldığı, adeta Antakya sosyal yaşamında önemli bir buluşma noktası olan çok kıymetli bir yerdi. O günlere dair neler anlatmak istersiniz? En çok hangi detayları özlüyorsunuz?

Bütün olarak orası bir yerde çocuğum gibiydi. Her milimetrekaresini, her teknik detayını bildiğim bir tesisti. Orada birçok insanın mutluluğuna vesile olduk.  Düğünleri kastediyorum. Onun haricinde okulların mezuniyet törenleri yapılıyordu. Hatta otele girdiğinizde sağda bir taş merdiven vardır; o taş merdivenden inmek bir ayrıcalıktı. Her mezunun ismi çağrılırdı; oradan tek tek basamaklardan inerlerdi. Düğünlerde de çiftler oradan inerdi. O tarihi atmosfer içerisinde…

Avlu, bayağı geniş bir avludur. Yaklaşık 550 kişiye kadar oturma düzenli misafir ağırlayabiliyorduk. Bu da bize birçok organizasyon imkânı veriyordu. Sadece düğün-mezuniyet değil; onun haricinde birçok araç lansmanı, yeni çıkan araçların tanıtımları yapıldı. Yine Lions, Rotary gibi kulüplerin birçok kermesleri… Hayal edebileceğiniz her türlü organizasyonun yapıldığı, 950 metrekare bir açık avlu.

tourmag-antakya-savon-hotel

Peki, otelde kalan turistler genelde yabancı mı yoksa yerli miydi? Deprem öncesi dönemdeki turizmi biraz anlatır mısınız?

2011 Suriye savaşı sonrasında, yabancı turistlerin yerini yabancı firmalar için çalışan gruplar ve yardım kuruluşları aldı. O dönemde aslında Hatay’da hiçbir problem olmamasına rağmen turistler çekindi. Mesela nasıl ki İstanbul’un çok uzağında bir bomba patlar ama herkeste sanki Taksim Meydanı’nda patladı gibi bir algı oluşur, yabancı turistler açısından da öyleydi. O yüzden bizim daha çok ağırlığımız yerli turistlerdi.

Özellikle son dönemlerde tur firmalarından çok, bireysel müşteri ağırlığı olmaya başlamıştı. İşte bu Tripadvisor, Booking vesaireden gelenler… Ben bunu çok önemsiyorum. Navigasyon sistemlerinin gelişmesiyle beraber insanlar arabalarına atlayıp, istediği yere gidebiliyordu. Yani tura bağlı kalmıyorlardı, internet de bunda çok fayda sağlıyordu. Çünkü gezebileceğiniz her yeri, bir Tripadvisor’a girdiğinizde ya da internette arttığınızda öğrenebiliyorsunuz. Size birçok önemli noktayı veriyor.

Doğru… Turizm de bir noktada yön değiştirdi bu son gelişmelerden sonra…

Teknolojinin işin içine girmesiyle beraber tur şirketlerine olan bağımlılık ciddi derecede azaldı. Fakat her zaman tur şirketlerinin paket programları önemlidir. Çok nitelikli tur şirketleriyle çalışıyorduk. Onlarla kahvaltı detaylarına kadar konuşuyorduk, akşam menülerinin nasıl olabileceğine dair. Klasik bildiğiniz “ye kalk” menüler değil de daha keyifli, Antakya’nın lezzetlerini tadabileceğiniz, deneyimleyebileceğiniz menüler oluşturuyorduk. Kahvaltıda bile yöresel köşemiz vardı mesela. Mezelerimiz bile kahvaltıda çıkıyordu.

tourmag-antakya-savon-hotel

Hatay mutfağı başlı başına bir marka zaten. Örneğin, en çok neleri koyuyordunuz?

Mesela humus çok tercih ediliyordu. Bizim orada pastırmalı humus çok tercih edilmez, o bizde yoktur. Toz zahter dediğimiz ürün, mesela Antakya simidi… Nevi şahsına münhasır denir ya, sadece Antakya’da yapılır. Kömbe çıkardı. Mesela çok yerde bilinmez; kebbet reçeli, turunçgil familyasındandır, çok rağbet görürdü. Bizim orda çok yetişen ama dışarıda bilinmeyen bir üründür.

Tuzlu yoğurt, pek bilinmez; keçi sütünden yapılır, daha kıvamlıdır, böyle macun gibi, humus gibidir. O da yanında Antakya simidi ile çok keyifli olur. Antakya simidi şöyle yenir: Simitçiye gittiğinizde küçük bir kâğıt parçasının içinde tuzla kimyonu karıştırır, simidi ona batırarak yersiniz. Çok da lezzetli olur. Ya da simit mesela açılır; o zaten küçük, ince bir simittir, içine tuzlu yoğurt sürülüp de yenir. Çok tercih edilir. Sonra zahter salatası… Toz zahterle yapılan da var ama asıl taze kekik salatası. Özellikle nisanın ilk haftaları itibariyle onun hasadı başlar. Bildiğiniz tarlada ekimi yoktur. Dağda, yamaçta kendi kendine yetişen doğal bir ürün. Bunlar toplanır ve sofralarımıza girer.

Deprem esnasında ve sonrasında otelde neler yaşandı?

Deprem esnasında şükürler olsun ki bir misafirimizin bile burnu kanamadı. O cadde üstünde -Kurtuluş Caddesi’nde- ayakta kalan ender yapılardan bir tanesi. Tabi ki birinci önceliğimiz can. Otel yüzde 75 doluydu o gece. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 22 gün süren bir eğitim projesi vardı. Zaten o gün de çok ciddi bir hava muhalefeti söz konusuydu. Bundan dolayı misafirlerim gece 3 gibi otele girdi, sabah 04.17’de de depremle beraber tahliye… Antakya’da korkunç bir yağmur ve fırtına vardı, soğuk bir havaydı. Uçaklar hep rötarlı geldi. Aslında Türkiye genelinde hava muhalefeti vardı. İstanbul’dan ve Ankara’dan uçakların kalkışı çok sıkıntılıydı. Otele girişten bir saat sonra da bu olay yaşandı.

tourmag-antakya-savon-hotel

Bütün yollar da yıkıldı değil mi o esnada? Misafirlerinizi nasıl tahliye ettiniz?

Şehrin içinden fay geçtiği için yolda kaymalar oluyor. Yani düz şerit giden bir yol, bir anda iki metre sağa kaydı yarısı. İlk olarak hemen misafirlerimiz avluya tahliye edildi. Bizim personelimiz tarafından ısıtıcılar devreye alındı, şemsiyelerin altında. İnsanlar dışarıdaydı. Anlık ihtiyaçlarını karşılamak için lobiye giriyorlardı. O gün görev alan tüm personellerimizi de canı gönülden tebrik ediyorum. İnisiyatif alarak iş yerini terk etmediler. Misafirlerin eşyalarını odalardan tahliye ettiler, çoğuna yardımcı oldular. Bir kısmı kendisi çıktı aldı, fakat epey eşyayı da bizim personelimiz tahliye etti. Sağ olsunlar, kendi evleri gibi benimsemişler. Zaten biz turnover oranı çok düşük bir işletmeydik. Yani kolay kolay personel değiştiren bir işletme değildik. Çoğu da çok uzun yıllardır çalıştığımız personellerimizdi. Onlardan da hiç can kaybımız olmadı.

Ağır, zor bir süreçti. Kazasız belasız tahliye ettik. Depremden yaklaşık 8-9 saat sonra Milli Eğitim Bakanlığı’nın araçları geldi. Otelde konaklayan misafirlerimizin hepsi tahliye edildi. Onların yerini bir anda otel personelimizin ailesi aldı, onlara kapılarımızı açtık. Dışarıdan acil yardıma ihtiyaç duyan mahalleliye el uzattık. Özellikle su ve tuvalet ihtiyaçları var. Güvenli bir yer yok. Çünkü etraftaki  her şey yıkılmış. Tek ayakta kalan bir bina var. Otelin avlusu yardım merkezi gibi oldu.

Çok geçmiş olsun. Allah gidenlere gani gani rahmet eylesin. Tekrarı yaşanmasın. 6 Şubat’ta birçok tarihi bina yıkılırken Savon Hotel’in ayakta kalmasını neye bağlıyorsunuz?

Vallahi bu restorasyon süreci ile ilgili de birçok mimari ve mühendislik firmalarıyla görüştük. Hepsinin ortak dediği şu oldu: Zamanında yapılan kemerli yapı, hepsi birbirine kilitli. Bina bütün olarak çalışıyor ve geniş alana yayılmış bir bina olduğu için, kısacası döneminde çok sağlam yapılmış bir bina olduğu için bu depremi de atlattı. Kemer yapısı var. Şöyle dört tane bacak olarak düşünelim, bacaklar kemerle devam eder ve ortaya kitlenir tepede. Eski mühendislik… Şimdi niye yapamıyoruz bunu anlamak mümkün değil, bu kadar teknoloji ilerlemişken.

tourmag-antakya-savon-hotel

Eski döneme şahitlik eden, kültürel miras diyebileceğimiz nadir binalardan biri olan Savon Hotel için önümüzdeki yıllara dair neler planlıyorsunuz?

Şu anda restorasyonla ilgili proje aşamalarımızın hepsi bitti. Anıtlar Kurulu’ndan hepsi de onay aldı. Yakın bir süre içinde, yaklaşık 6-7 ay sonra muhtemelen fiziki imalata başlayacağız. Binanın zaten yıkılması söz konusu değil, tescilli kültür varlığı olduğu için. Ağır bir güçlendirme ve yeniden yapılanmayla, tahminimce restorasyon süreci 1,5-2 sene sürecektir. Niye bekliyoruz? Çünkü civarda çok ciddi bir çalışma var. Şu anda henüz o cadde çok aktif kullanılabilir durumda değil. Otelin tek başına ayağa kalkması bir şey ifade etmiyor. Tabi bir sürü problem var, daha turistik faaliyetler de başlamadı. Yani turistlerin de ilgisi çok az. Sadece işi olan insanlar geliyor.

Sizce kaç yıl sonra turistler tekrar eskisi gibi ziyaret etmeye başlar?

Şehirde çok ciddi, büyük bir çalışma var. Her şeyden önce onu söylemek lazım. Yani bazı aksaklıklar oluyor mu oluyor. Bu da işin doğası gereği; çünkü bir şehir komple yıkıldı ve yeniden yapılıyor. Kısacası, şehre reset atıldı diyebiliriz. Alt yapısı ve üst yapısıyla yeniden bir şehir kuruluyor. Çok meşakkatli bir süreç, kolay olmuyor. Şu an her yer çamur. İnşaat faaliyetleri devam ettiği için her yerde beton mikserleri, kamyonlar vs… Turistlerin çok ilgisini çekecek bir durum yok. Ancak tahminim, bu yaz aylarında epey bir çekidüzene girmiş olur. Kurtuluş Caddesi’nde -otele kadar olan kısmında- devletin bir restorasyon projesi var. Çok güzel planlamalar mevcut. Gayet de sağlıklı ve güzel ilerliyor.

tourmag

Şimdi ben turist perspektifiyle bakıyorum da bir turist geldiğinde orada nereleri görmek ister diye… Ona göre bir durum tespiti yapsak?

İlk olarak Arkeoloji Müzesi’ni… Ayakta kaldı ama oradaki eserler atıl durmasın diye geçici süreyle Gaziantep Zeugma Müzesi’nde sergileniyor. Eserler koruma altına alındı. Bence çok doğru ve yerinde bir karardı. Boş duracağına en azından orada turizme kazandırıldı.

Peki, Habibi Neccar Camii ne durumda?

Habibi Neccar Camisi bitti. İbadete de açıldı.

Çok güzel… St. Pierre Katedrali?

O zaten depremde hasar almadı. Antakya alüvyonal bir zemin üstüne yerleştiği için aşağıda dağ eteklerinde, düz zemindeki yerler hasar aldı. Yukarı dağlık bölgelerde hiçbir hasar yok. Titus Tüneli’nde de hiçbir problem yok.

tourmag

Uzun Çarşı?

Uzun Çarşı yeniden yapılıyor. Oradaki Kuyumcular Çarşısı vs… Bayağı meşakkatli bir çalışma var. Başta tabi ki bir kısmı yıkıldı, bir kısmı yıkılmadı. Bir kısmında bazı esnaflar faaliyetine devam ediyordu. Hepsi belirli alanlarda, prefabrik yapılarda, atıyorum bir Kuyumcular Çarşısı yapıldı, orada devam ediyorlar ama buradaki inşaat faaliyeti bittiği an herkes kendi yerine geri dönecek. Tabi Uzun Çarşı tek başına değil; Kemalpaşa, Habibi Neccar ve Kurtuluş Caddesi, bunların hepsini bir bütün olarak düşünmek lazım.

Meclis binasının durumu nedir?

Meclis binası yapıldı. Orası da kullanıma açıldı.

Bayağı bir şey yapılmış o zaman…

Çok ciddi yapıldı, yani Atatürk Caddesi bitti diyebiliriz. Atatürk Caddesi şehrin merkezinde, hemen belediye meydanının, meclis binasının devam eden paralel caddesidir. Zaten şehir içindeki ana bölge ya da şehri şehir yapan caddeler diyebileceğimiz, herkesin hatırası olan caddeler bunlar. Atatürk, Cumhuriyet, Fatih ve Armutlu caddeleri… Buraların tüm tasarımı Türk Tasarım Vakfı tarafından yapıldı. Türkiye’den bağımsız birçok mimarın katıldığı, gayet de güzel bir proje oldu. Yani yeşil alanıyla, otopark alanlarıyla gayet bütüncül bir yaklaşım. Asi Nehri’nin sağından ve solundan 25’er metre boş bırakıldı ve yeşil alan yapıldı. Asi de ıslah ediliyor yeniden. Orada etrafa kazıklamalar yapılıyor, bundan sonra olası bir afet durumunda kaymalar olmasın diye. Bayağı çalışma var yani…

Güzel… Yani demek ki yakın zamanda şehir tekrar ayağa kalkıp, turizme dönebilecek duruma gelmiş olacak gibi. 

Yani iki sene sonra, toplamda depremden beş sene sonra tekrar bir ayağa kalkmış olacak. Antakya çok kıymetli bir yer oluyor. Bence eskisinden daha da güzel olabilir mimari açıdan. Özellikle bu ana caddeler ve tarihi yerler bakımından. Orada bir tık sıkıntılı bölüm de eski Antakya evleri dediğimiz bölge. Orada daha faaliyet başlamadı. Çünkü orada çok özel mülkiyetler de var. Henüz orada bir karar verilmedi ama onun da kısa sürede bir çözüme ulaşacağını düşünüyorum. Bu arada, kaçırdığımız bir şey oldu. Tabi ki çok acı bir şey ama “dark turizm” denilen bir şey var, karanlık turizm.

tourmag

Evet; geçmişte trajedilerin, doğal afet, savaş veya soykırım gibi büyük acıların yaşandığı mekânlara yapılan turistik geziler değil mi? Turistler Çernobil’e vs. gidiyorlar son yıllarda…

Evet, mesela Sarajevo’da yapıldı karanlık turizm. Bu deprem döneminde de yapılabilirdi; çünkü orada gördüğünüz sahneler, hayatınız boyunca bir daha kolay kolay görebileceğiniz sahneler değil. Komple yıkılmış bir şehir…

Türk toplumu duygusal olarak buna hazır mıydı? Etik bulunur muydu sizce?

Kısa vadeden bahsetmiyorum. Bir yıl sonra… Maalesef çok tartışma konusu olan bir turizm çeşididir ama o da yapılabilirdi. Gelirden çok farkındalık yaratmak amaçlı.

Hatay ekonomisi tarım, turizm ve ticaret ekseninde yürüyordu. Burada ekonominin tekrar ayağa kaldırılabilmesi ve Hatay halkının memleketine geri dönüp, eski şanlı günlerini yaşayabilmesi için sizce neler yapılması gerekiyor? Özellikle turizm tarafında ciddi tecrübeleri olan bir aile olarak sizlerin bu konuda önerileriniz nelerdir?

Şimdi bir Hatay geneli olarak almak lazım, bir de Antakya geneli olarak. Çünkü Hatay genelinde en büyük yıkım Antakya merkezde oldu, bir de Samandağ’da. Antakya bir tarım şehriydi, İskenderun sanayi şehri. Orada çok ciddi bir yıkım olmadı. Depremden bir ay sonra hayat devam ediyordu. Antakya’nın son yıllarda asıl ekonomisini canlandıran, amiral gemisi diyeceğimiz sektörler ise turizm ve gastronomiydi.

Evet, gastronomide 80 tane coğrafi işaret alınmıştı. Şimdi 30 tane daha ilave almışlar. Biz de dergide haberini yaptık. 

Coğrafi işaretleri ben bir yerde “side-benefit” olarak düşünüyorum. Asıl üründür. Ürünlerin işaretlenmesi çok güzel de insanlar o ürünleri, yemekleri yemek için geliyor. Yemek yerken birçok tarihi yeri geziyor, çarşıda esnaflardan alışveriş yapıyorlardı. Gıda konusunda esnaf, kargo şirketleriyle müthiş bir işbirliği içerisindeydi. Siz alışverişi yapıyorsunuz, kargo ile hop evinize geliyordu. İstanbul’a, her yere… Turizm açısından acayip patlamıştı.

Beraberinde habire yeni tesisler açılıyordu. Mesela, Museum Hotel açıldı. Dünyada emsali olmayan bir otel, şu an faaliyette. Bu arada bu deprem döneminde de çok ilginç, molozlar kaldırılırken bir sürü tarihi eser, binaların altından su kemerleri çıkmaya başladı. Aslında bir nehir akıyor binaların altından. İnanılmaz bir medeniyet… Tarihte yedi kere yıkılmış, hep aynı yere kurulmuş. Sekizinci defa yıkıldı.

tourmag

Siz yine gastronomi ön planda mı olmalı diyorsunuz?

İşin doğası gereği… O tarihi bölgeler ayağa kalktığı anda turizm başlayacak. Turizmle beraber gastronomi gelecek zaten. Eskiden turizm gastronomiyi itiyordu, şu an gastronomi kendi turizmini yaratıyor. Coğrafi işaretler destekliyor aslında. Gastronomi ile turizm, ikisi beraber bir paydaş olarak. 

Şu an mutfak olarak Gaziantep ve Hatay yarışıyor.

Mutfak olarak bence biz Antep’ten çok daha iyiyiz. Antep, bu işin PR’ını ve organize olma becerisini daha iyi yapıyor. Fatma Şahin, o konuda çok başarılı. Sürekli organizasyonlar yapıyor, sürekli etkinlikler oluyor. Antep, bu konuda bayağı bir yol aldı. Tabi ki onların da lezzetleri çok iyi ama ben bu konuda pozitif ayrımcılık yapayım, madem Antakyalıyım 🙂

Antep’te şu dönemde müthiş bir influencer akını da var, nitelikli influencerlarla etkileşim hâlindeler. Antakya ’da da bu başlamıştı, acayip derecede hızlı gidiyordu. Deprem her şeyi mahvetti. Şu şehir biraz daha bir ayağa kalksın, beraberinde başlayacaktır.

Son olarak, Mustafa Kemal Atatürk’ün de “Şahsi meselem” dediği Hatay ve Hatay turizmi adına söylemek istedikleriniz var mı?

Deprem döneminde bazı televizyon kanallarıyla görüşmem olmuştu. Hep gelip kaldıkları yerdi çünkü. Birebir görüşmek istediler. Görüştüğümde hep şunu diyordum: “Atatürk, ‘Hatay şahsi meselem’ demişti. Bence tüm Türkiye’nin meselesi olmalı. Çok kıymetli, çok kadim kültürlere, kadim medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir yer.”

Bu yapılanma sürecinde de tüm Türkiye, bu konuda Hatay’a zaten çok destek oldular. Devletimiz kadar milletimiz de çok destek oldu depremin ilk dönemlerinde. Millet oraya yağdırdı. Hatta o ilk dönemlerde tanıdıklarım soruyordu, “Ne gönderelim?” diye. “Göndermeyin artık bir şey” diyordum. Telef oluyordu, yardımlar yollarda kalıyordu. Sağ olsunlar devlet, millet, herkes tek yumruk oldu o dönemde.  Şehir biraz daha ayağa kalkınca da artık vatandaşlarımızın orayı ziyaret edip, konaklama tesislerinde kalıp, oranın esnafına para kazandırması lazım. Yani aslında bunu derken, turizm faaliyetlerinin aktif şekilde başlaması lazım.

Çok teşekkür ediyorum. Bilgi ve görüşlerinizle bizi aydınlattınız. Tekrar geçmiş olsun ve tekrarı yaşanmasın diyerek Hatay ve tüm depremden etkilenen bölgelerimizin bir an evvel eskisinden de sağlam ve refah içinde günlere kavuşmasını temenni ediyorum.