Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Kariyer formülü

Liyakat, Türk Dil Kurumu’na göre “layık olma, yaraşırlık, uygunluk, yeterlilik,

Liyakat, Türk Dil Kurumu’na göre “layık olma, yaraşırlık, uygunluk, yeterlilik, yetenek” olarak tanımlanıyor. Yeterlilik ilkesi olarak da adlandırabileceğimiz liyakat, verilen görevi başarı ile yapabilme yetisi olarak tanımlanabilir. Kurumsal anlamda ise göreve kabul edilme ve yükselmelerde “bilgi, görgü ve diplomayı” esas alan bir anlayıştır. Bu bağlamda liyakat, toplumda değerlerin ve hak edenlerin üst kademelerde yer bulmasını öngörmekte ve hem kamu sektöründe hem özel sektörde yöneticilerin kayırma olmadan; bilgi, başarı ve yetenek kıstaslarına göre şekillenmesine olanak tanımaktadır.

Türkiye’de aynı beceriye sahip insanlar, birbirinden çok farklı gelire sahip olabiliyor. Bir başka ifadeyle, başka ülkelerin aksine bizde düşük beceri seviyesinde bir kişi, üstün beceri seviyesindeki bir kişi ile aynı gelir seviyesine rahatlıkla sahip olabiliyor. Durum böyle olunca da temel becerileri geliştirmek yerine, bireyler kendilerine hayatta başarı getirecek “başka” becerilere yöneliyor. Hal böyle olunca da kariyer için ilerlemek isteyen çalışanlar çok çabuk pes ediyor ve buna karşılık da işverenler şunu diyor: “Ülkede işsizlik yok, iş beğenmeyen çok!” Acaba ülkede olan gerçek şu mu? “Liyakat yok, sadakat çok!” Kısacası, liyakatın olmadığı yerde sadakat göstermek, çoğu zaman şaklabanlıktandır.

Peki, nedir bu sadakat?

Sadakat kelimesi, dilimizde oldukça kullanılan kelimelerden birisidir. Sadakat, Arapça dilinden Türkçemize geçmiştir. TDK’ye göre “İçten bağlılık, sağlam, güçlü dostluk”; kurumsal anlamda ise içten bağlılık olan ve bir kişiye, bir markaya, bir yaşam biçimine ya da çalışılan şirkete olan bağlılığı yansıtabilmek.

Sadakat, insanoğlunun en yüce vasıflarından biridir ve tabii ki en çok imtihan olduğu şeydir. Sadakat sınavında hep sınıfta kalmışız. Varsa yoksa menfaat, çıkar ilişkilerine insanlığımızı teslim etmişiz. Şöyle bir bakın etrafınıza, yakın aile bireyleriniz haricinde kaç kişi sadakati ile var hayatınızda. Eminim bir elin parmaklarını geçmez. Dünyanın kurulduğu günden bugüne sadakat ve sadakatsizlik yön vermiştir dünyaya. Sadakat her güzelliğin yaşanmasına, sadakatsizlik de hep hüsrana vesile olmuştur. Hz. Adem’i cennetten kovduran da sadakatsizlik değil midir? Ya da birçok firma, kısa vadeli karlılık sağlayan davranışları, uzun vadeli sadakat yaratan davranışlara göre daha çok ödüllendirmiyor mu?

Aslında sadakat, kişinin kendisine sadık kalmasıdır. Liyakat ve sadakat, aslında çalışanlar arasında eşitliğin sağlanamadığı, kariyer planlama sistemini sekteye uğratan, çözemediğimiz en büyük ilişki durumu. Denklem çok basit aslında; Kariyer Formülü = Yeterli ve yetenekli (Liyakat) + Kurumsal kültüre bağlılık (Sadakat)

Bu denklemi uygulamak çok mu zor? Neye göre adiliz ya da neye göre kararlar veriyoruz? Menfaat ilişkileri, bu denklemi çürüten en büyük etkendir. Buradan bahisle iş aslında kişiyi takdir etmeye geliyor. Karşınızdaki kişiyi takdir etmek de bir beceridir. Doğru bir takdirin ardından (koçlukta öze takdir) kişi daha dik durabilir. Övgü ve tebrik, insanların yaptıklarını öne çıkartır: “Bu projede iyi iş çıkarmışsın Ayşe!” ya da “Sunumun benim için düşünce dolu ve ilham vericiydi” gibi cümleler kullanmak, o kişinin iç yüzünü öne çıkartır. Takdir etme, o kişinin ne yaptığından ya da takdir eden için ne ifade ettiğinden çok, takdir edenin ne gördüğünü ortaya koyar. İşte bu cümleler, samimi bir ortamda kişinin yüzüne karşı söylenebiliyor ise orada Liyakat + Sadakat başlıyor demektir. Bu da bahsettiğimiz denklemin temelini oluşturuyor.

Bunu yazınca basit geliyor ama gerçekten de bunu yapmak çok daha basit. İçimizde yaşattığımız egoyu kontrol altına alıp, doğru anda ve zamanda samimi bir şekilde yapılan işe ve emeğe saygı duyarak takdir etmek, büyük bir ilişki durumunu çözmek ile eş değerdir.

Peki, her takdir talep gerektirir mi?

tourmag

Google sayfasına “Takdir etmek talep gerektirir mi?” diye yazıp aratın, karşınıza hukuki birçok sayfa, yazılar, mevzuat ve hatta Yargıtay kararları çıkar. Sebebi ise özellikle hukuk sisteminde takdirin anlamı “Bir şeyin değerini, önemini, gerekliliğini anlama”, talep etmek ise “İstemek, istekte bulunmak”.

Bu durumda algı şudur: “Takdir edersem eğer talep eder! Zaten yapması gereken bir işti, en iyisi sesimi çıkartmayayım ki o da talep etmesin…” Eee ne oldu şimdi, nerede o denklemin temeli? Karşınızdakinin beklentisini bilmeden egonuzun sesine göre davranmak ne kadar doğru?

Bu kötü düşünceden kurtulun ve yapılan her faydalı iş için, her yetenekli kişi için takdir kozunuzu kullanın. Bırakın talep etsin edecekse ki siz de ona göre ödüllendirmenin adaletini ve motivasyonunu sağlayın. Haklı talepte bulunursa, zaten bu denklemin kahramanına kariyer yolculuğunda eşlik etmeniz gerekmez mi?

“Edep sahibi yediği tokadın sahibini aramaz, sebebini arar” demiş Mevlânâ Celaleddin Rumi.

Eyvallah, kalın sağlıcakla…

Hünkâr HACITALİPOĞLU
İnsan Kaynakları Yöneticisi
Yönetici ve Yaşam Koçu