Çanakkale geçilmez!

Yazar Melih Daşgın

Geçmişi öğrenmek için geçmişin yaşandığı yerlere gitmek belki de en iyi yöntemdir. Geçmiş dediğimi bir genelleme olarak algılamayın. 107 yıl önce bir dünya savaşının yaşandığı, haritaların yeniden çizilmesine sebep olacak muharebelerin yapıldığı bir geçmişten söz ediyorum…

Yabancı turistin ülkemize gelip İstanbul’u karış karış gezmesine, Kapadokya’da balon turu yapmasına ve Akdeniz’in sahillerinde doyasıya eğlenmesinin yanına geçmişin şekillendiği bu toprakları eklememiş olmasına diyecek bir şeyimiz elbette yok peki ya bizler için ne demeli? Her birimizin nesilden nesle anlatması gerektiği, atalarımızın taarruz değil ölüm için emir aldığı ve bizlere bunun haklı gururunu bıraktıkları Çanakkale Zaferi ve bu zaferin elde edildiği Çanakkale’ye hala gitmemiş olabilir miyiz? İlk fırsatta gideceğinizden hiç şüphem yok! Ama kendinizi kötü değil aksine iyi hissetmelisiniz, çünkü bu yazı ile daha bilinçli ve istekli gideceğinizden emin olabilirsiniz…

Ülkemizin en batısında sessiz sakin bir şehir Çanakkale… Savaş mı yormuştur yoksa insanlarının bulundukları topraklarda can verenlere olan saygısından mıdır bilinmez köşede öylece bekler durur ziyaretçisini. Güzelliklerini bilenlerin gittikçe gidesi geldiği dolu dopdolu bir yerdir aslında. Denizin en güzelini, dağların en oksijenlisini, mitolojinin doğum yerlerini ve tarihin en anlamlılarını barındırdığı için bir kez asla yetmez Çanakkale gezginine.

Her yıl 18 Mart’ta akla gelir mutlaka! Yerlisinden yabancısına tüm dikkatleri üzerine çeker Mart Nisan aylarında. Dünyanın ta uzak köşelerinden bile gelirler atalarını yad etmek isteyenler. Yerinde yaşanır bu derin duygular ve karşılıksız sevgiyle dolu saygı gösterileri. Çanakkale Şehitler Anıtı ise en güzel saygı duruşunun timsalidir herkes için… 1954’ten bu yana ayakta olan 42 metre yüksekliğindeki bu anıt sembolü olsa da Çanakkale’nin daha birçok görülmesi gereken odak noktası vardır bu topraklarda.

600 milyonda bir ihtimalin yaşanmasıyla havada uçan iki merminin çarpıştığı bu topraklardaki savaşın şiddetini ve yoğunluğunu tahayyül etmek zor değil. Hal böyle olunca Çanakkale’de bizleri bekleyen onlarca şehitlik, müze, kale, tabya ve anıtlar da bulunmakta. Şehitler anıtı ve çevresini zaten ilk durak yaptınız. Artık sırasıyla diğer yerlere geçebilirsiniz.

Gelibolu Yarımadası için yazacaklarımın ağırlığı ile baş başayım. Nasıl olmasın ki, 1868 askerimizin tamamının şehit olduğu 57’nci Alay Şehitliği bu durum için oldukça yeterli olsa gerek. Ya da 25 Nisan 1915 günü Anzak’ların çıkarma yaparken kanlarıyla kırmızıya boyanan Anzak Koyu’nu ziyaret ettiğinizde görünen masmavi rengin altında yatanlar. Ya da huzurlu bir şekilde uyunulan Soğanlıdere, Şahindere, Conbayırı, Büyük Anafarta, Akbaş, Seddülbahir Yahya Çavuş Şehitlikleri, Yeni Zelanda Mezarlığı, Fransız Mezarlığı gibi sayısız mabed.

Savaşın şiddetini Gelibolu’nun tamamında hissetmenin çok olası olduğu kesin. Nedeni ise adı şehitlik ya da mezarlık olmayan, ölüm tarihi belirsiz olduğundan isimlerinin altlarına savaşın tarihi atılmış binlerce askerin uyuduğu Anıt adı verilen yerlere geziniz boyunca sürekli denk gelme durumu… Lone Pine (Avustralya) Anıtı, Son Ok Anıtı, İlk Şehitler Anıtı ve daha nicesi…

Sıradan bir gezi olmadığının farkındayım. Ama sanırım Çanakkale sıradan olmayan bir yer olması itibariyle bunu kabul edip buralardayız. Tarihe yön veren atalarımızın o günlerde, canları pahasına çarpıştığı toprakları bu ruhla gezmek, onların girdiği siperleri, cepheleri, tedavi oldukları hastaneleri, savundukları tabyaları ve karargâh olarak kullandıkları binaları bilinçli bir şekilde ziyaret etmek galiba bize düşen en temel görevlerden.

Çanakkale için yukarda bahsettiğim dünya savaşı yılları belki orayı geçilmez ve özel kılmış olabilir fakat çok daha öncesinden beri bu topraklar hep hak ettiği değerin farkında olunarak sürülen yaşamların toplandığı bir yer. 1452 yılında, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul Kuşatmasında Bizans ordusuna olası yardımın önünü kesebilmek adına yaptırmış olduğu Kilitbahir Kalesi, yine Fatih’in yaptırmış olduğu, Evliya Çelebi’nin “Seyahatname” eserinde uzun uzun anlatılan Çimenlik Kalesi, 1896 yılında II. Abdülhamit Dönemi’nde yaptırılan Saat Kulesi ve o herkesin bildiği;

“Çanakkale içinde vurdular beni

 Ölmeden mezara koydular beni

Of gençliğime eyvah

Çanakkale içinde aynalı çarşı

Ana ben gidiyom düşmana karşı

Of gençliğim eyvah”

Meşhur Çanakkale türküsünde adı geçen Aynalı Çarşı Çanakkale’nin barındırdığı, tarihe adı kazılmış önemli yerlerden bazıları.

Çanakkale

15’inci yüzyıl bile Çanakkale için oldukça yakın bir tarihtir desem belki gülünç gelebilir. Oysa mitolojinin şekillendiği, birçok destana konu olmuş, birçok hikâyeye ev sahipliği yapan bu topraklar, dünyanın kabul ettiği antik çağların en kadim, en eski diyarları arasında.

Troya, Assos, Dardanos, Parion, Priapon, Tenedos ve daha nicesinin yer aldığı Çanakkale adeta Anadolu’nun, hatta dünyanın mitolojik belleği konumunda. Günümüzde bile stratejik bir konumda bulunan Çanakkale, boğazı ve yer altında varlığı bilinen altın madenleri sayesinde her daim önem arz ettiğini, binlerce yıl öncesinde burada sürülen yoğun yaşamlardan da anlamamız oldukça kolay. Son dönemde gezginler için cazibe merkezi haline dönüştürülen bu merkezler galiba artık hak ettikleri değeri görmeye başladılar. Mitoloji ile ilgili olanların mutlaka, olmayanların da Homeros’un “İlyada” Destanı’nı okuduktan sonra kesinlikle ziyaret edeceği Çanakkale için henüz geç değil.

Çanakkale

Ülkemizde güneşin en son battığı yer olan Gökçeada ve ada turizminin lideri Bozcaada da Çanakkale’nin bizlere sunduğu sürprizler arasında. Yaz aylarının daha bir anlamlandığı bu adalarda, yurt içinde kalarak yurt dışı havası alabilirsiniz. Nasıl alınmasın? Tarihi Rum evleri ve güzel insanları yerlerinde ziyaret edebilmek, tavernalarda anın tadını çıkarmak ve farklı lezzetleri tatmak adalarda olmazsa olmazlar.

Yaz mevsimi vurgusunu hissetmiş olabilirsiniz ama yanılıyorsunuz, Çanakkale her mevsim gelinmesi gereken güzergahlardan. Daha gezip göreceklerimizin bitmemesi ise bunun en güzel delili. Henüz Çanakkale Deniz Müzesi’ni, Çanakkale Savaşları Tarih Müzesi’ni, Arkeoloji Müzesi’ni Kent Müzesi’ni, Seyit Onbaşı Anıtı’nı, Mehmetçik Saygı Anıtı’nı, Nusret Mayın Gemisi’ni ve Truva Atı’nı gezmedik bile.

Ama yaz mevsiminde gelmek ise bir taşla birkaç kuş vurulmasının sebebi de olabilir. Birbirinden güzel sahillere sahip Bozcaada ve Gökçeada’nın yanı sıra, Saros Körfezi’nin geniş kumsalları ve Assos Körfezi’nin tarih kokan suları arasında harika bir deniz tatili yapabilir, güneye inmeden yazın tadını çıkarabilirsiniz. Bu arada Odunluk, Kumburnu, Suvla, Kabatepe, Papaz koyu gibi henüz adı çok duyulmayan gizli cennetler ise siz gidene dek gizli kalacak nadir yerlerden.

Çanakkale Zaferi

Çanakkale’ye gelmek için o kadar fazla sebep var ki… Dünyanın oksijen deposu sayılan, mitolojide bile bu özelliklerinden dolayı yerleşim alanlarının kurulduğu varsayılan Kaz yani İda Dağları ise Çanakkale’nin bitmeyen güzelliklerinin bir diğeri. Huzuru içinize doyasıya çekeceğiniz, çok özel konaklama tesislerinde stresten arınabileceğiniz, Adatepe, Küçükkuyu, Yeşilyurt köyleri notlarınız arasına almanız gereken güzide yerlerden.

Bitmesin istiyorsunuz farkındayım ama emin olun bu yazı bitecek Çanakkale’de mutluluğunuz asla bitmeyecek! Binlerce yıldır destanlara ev sahipliği yapmış Çanakkale’de yaşayacaklarınızın sıradan olmadığına tanıklık edeceğinize emin olabilirsiniz. Tıpkı saatine isabet eden kurşun neticesinde hayatta kalan Mustafa Kemal Atatürk ve 215 kg olan top mermisini kaldıran Seyit Onbaşı’nın yaşadığı olağan dışı şeyler gibi.

Fazla söz ettiğimin farkındayım, oysa şair benim tüm anlatmak istediklerimi tek bir satıra sığdırmış;

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak, bir devrin battığı yerdir…

Çanakkale geçilmez!

Çanakkale
tourmag turizm dergisi

İLGİLİ HABERLER