2005’te Kemer Country Golf Club’da başlayan Chill-Out Festival’in hikayesi, bu yıl 19. yılını kutladı. Festivalin yaratıcısı Can Tanca, 1999’da İngiltere’nin efsanevi müzik grubu Faithless’ı İstanbul’a getirmiş ve Birol Giray’la (DJ Bee Gee) kurdukları FG Radio’nun açılış gecesinde sahneye çıkarmıştı. Aradan geçen 25 yılda Türkiye’yi evrensel müzik kültürüne bağlayan ana köprünün iki bacağından biri Tanca, diğeri ortağı Birol Giray oldu.
Electronica Festival, Global Gathering, Chill-Out Festival gibi imza organizasyonlar, Boğaz’ın kıyısında dünya müzik tarihinin sayılı isimlerinden Daft Punk konseri yapmak, çeyrek asırdır yayın hayatına devam eden elektronik dans müziği temalı FG Radio, easy-listening formatında yayın yapan Lounge FM, afişlerinden biletlerine kadar tüm grafiklerinde Batı esintili çağdaş tasarımlar ve her daim çağının ötesinde koşan müzikler… Tarihi mekanlarda; Tophane-i Amire’de Paul Oakenfold’u, Binbirdirek Sarnıcı’nda Grammy ödüllü Deep Dish’i sahneye çıkarmak gibi vizyoner hareketler…
Can Tanca ile downtempo, ambient, indie tarzlarında dünya çapında isimleri getirdiği Chill-Out Festival sırasında Sarıyer’deki Garden Fiesta’da görüştük.
Chill-Out Festival 2005’te süper lüks villaların bulunduğu Kemer Country Golf Club’da doğdu. Neden orası?
Kemer Country’nin kurucusu rahmetli Esat Edin çok yakın bir abimizdi. Bölgeye ulaşım zordu. Esat bölgeyi popüler hale getirmek istiyordu. Orada bir şeyler yapmak istiyordu.


Bu tarz müzikleri dinliyor muydu?
Bizim müziğimizi çok dinleyen biriydi. O yüzden “Can, bu Chill-Out Festival işini burada yapsana” dedi.
Chill-Out’un amacı neydi?
2005’te Lounge FM’i kurdum. Amaç, radyoda müziklerini çaldığımız sanatçıları Türk izleyicisinin karşısına çıkarmaktı. Türk izleyicisi desin ki: “Radyoda bu insanlar çalıyordu, gerçeği de buymuş.”
Morcheeba, Lamb, Baaba Maal, Kruder&Dorfmeister… Bu isimlerin geçmişte Chill-Out Festival’a gelmeye ikna olmalarındaki en büyük sebep?
Festivale katılımın 15 bin kişiye gelmesi. Zaten organizatör olarak şöyle düşünüyorsun: “Bu kadar insan geliyor, daha büyük isim getirmem lazım.”
Chill-Out Festival ile Electronica Festival’in kitleleri aynı mı ayrı mı?
Tamamen ayrı. Chill-Out’un kitlesi, gece dışarı çıkıp sabaha kadar dans eden kitle değil.
Festival, Kemer Country Club’dan neden ayrıldı?
2013’te olağanüstü bir talep oldu. Önden 8 bin bilet satıldı. Ufacık bir yerde 12 bin kişileri gördük. Bugün hala o gece konuşulur, o gün Göktürk’te hayat durdu. Event manager’ım dedi ki “abi kapıları kapatalım artık”. Baktım 1.5 kilometre sıra vardı. İnsanlar 2.5 saatte Göktürk’ten Kemer Country’e zar zor çıkmışlar, bir de sıra bekliyorlar. Hatta sıradakilerden şöyle diyenler oldu: “Bizi içeri almazsanız, kapıları kırıp gireriz.”
2013, Kemer Country’deki son yılınız oldu.
Evet, Birol’la konuştuk ve “bu festivali bir daha burada yapmayalım, sığamıyoruz” dedik. Sonrasında Sarıyer Life Park’a geçtik. Aynı dönemde Kemer Country’nin patronu Esat Edin vefat etti ve siteyi Demirören’ler satın aldı, Kemer Country’de daha ticari bir anlayışa geçildi.
Life Park deneyimi nasıldı?
Festival 4 sene kadar orada yaşadı. Life Park’ta 15-16 bin seviyelerini gördük.
2005’te ilk festivalde kaç kişi vardı?
800.
Chill-Out Festival bundan sonra nereye gidecek?
20. yılımızda veda etmeyi düşünüyoruz. Bunu ilk kez TOURMAG Türkiye’ye açıklıyorum.
Neden?
Her şeyin bir raf ömrü var. Chill-Out adının artık eskidiğini düşünüyorum.
Yerine bir şey koyacak mısınız?
Üzerinde çalışıyoruz.
Electronica Festival?
Onun daha yolu var.

Bu yıl Chill-Out Festival’in sponsoru %100 Müzik’ti, yani Tuborg… Sponsor bir festival için ne kadar hayati?
Olmazsa olmaz. İyi bir festival yapıyorsanız, sponsor sizi garanti altına alır. Bugün sponsorlarımız sayesinde, 1 bilet satılmasa dahi zarar etmeyecek bir noktadayız.
Hiç battınız mı?
Bizim yaşam anlayışımız şudur: “Batarsan, bitersin”. O nedenle batsaydım şu anda konuşuyor olmazdık.
Efes Pilsen One Love Festival, Coca Cola Rock’n Coke gibi festivallerle rekabet etmenin zorluğu?
Onların hedefleri pazar paylarını artırmaktı. İstediklerini alınca çekildiler. Bizim ise önceliğimiz müzik kültürü… Müziğe kendini adamış insanlarız. Onların hiçbiri o organizasyonları müzik için yapmıyor. Ben 94’den beri radyoculuk yapıyorum. Bu işlerin benim açımdan anlamı çok daha farklı…
Paris’te de bir FG Radio var. Bu yıllardır hep konuşulur. Türkiye’deki FG, ismini Fransa’dan ilhamla aldı gibi söylentiler olur. Hakikaten Fransız radyodan mı esinlendiniz?
Aslında tam tersi. Bunun ilginç bir hikayesi var. Paris’teki FG radyonun açılımı “Fréquence Gaie” (Frekans Gay) idi. Yani sadece gay’lere yayın yapıyorlardı. Elektronik müzik çalarlardı. Yıllar içinde büyüdüler ve gay komünitenin ötesine geçmek istediler. Biz, malum FG – Future Generation (Gelecek Kuşak) ismini kullanıyorduk. Onlar bize geldi ve dediler ki “biz bunu kullanabilir miyiz?”


Ne dediniz?
“Kullanabilirsiniz” dedik, onlar büyüdükçe biz de büyürüz diye düşündük.
Dünya’nın en önemli müzisyenlerini Türkiye’ye getirdiniz. En gurur duyduğunuz 2 iş?
FG olarak yaptığımız Daft Punk ve Lounge Fm olarak yaptığımız Air konserleri.
Daft Punk’ı Kuruçeşme Arena’ya 2007’de getirdiniz. Bu Türkiye’nin müzik tarihine geçen bir iş oldu.
Garanti Flexi sponsorluğunda yaptık. O sene Daft Punk, tüm dünyada sadece 7 konser verdi. 7’nin 1’i bizdik. Buna rağmen 5 bin bilet satabildik ve batma noktasına geldik.


Diğer konserlerinde kaç bilet satıldı?
Bize en yakın olan Belçika konserleriydi. 35 bin bilet kesildi. Bizi 7’ye katladı. Diğer konserlerinde 35 bin ’in de üzerindeydi…
Fransız ikili Türkiye’de yeterli ilgiyi görmedi… Ne hissettiniz?
Türkiye şöyle bir ülke… Madonna İstanbul’a geldiğinde bir arkadaşımı aradım. “2 davetiyem var gidelim mi” dedim. “Kusura bakma Can, o gün kuzenime evde makarna yapacağım” cevabı aldım. Biz Jamiroquai’yi Türkiye’ye getirdiğimizde dünyada 1 numaraydı. Fakat Türkiye’de böyle değildi. Orada da çok para kaybettik. Burası, dünyadan uzak bir yer. Türkiye’de insanlar bu işleri takip etmiyor. Kulaktan dolma bilgilerle seçimler yapıyor.
Jamiroquai’nin solisti Jay Kay, yaşam tarzıyla, servetiyle çok ilginç bir figür. Unutamadığınız bir anınız?
Birol’la getirdiğimizde o kadar büyük bir isimdi ki, Londra’dan İstanbul’a onun özel uçağıyla gelmiştik. 10 sene içinde müthiş bir düşüş yaşadı. Bir gün Londra’dan İstanbul’a dönüşte ekonomi sınıfında yanıma oturdu. Dedim ki nereden nereye?


Rock’n Coke için geliyor. Yıl 2013…
Evet. Dünyada düşüşteydi. Maddi olarak bitmişti. Fakat ertesi gün İstanbul’da 10 bin kişinin önünde söyledi. Türkiye bu kadar öngörülemez, sürprizlerle dolu bir yer. İnsanlar Rock’n Coke’un rüzgarıyla oraya gelmişlerdi.
Daft Punk 2007’de İstanbul performansı için ne kadar ücret aldı?
Yaklaşık 400 Bin Euro ödedik.
Daft Punk konserinden nasıl bir ders çıkardınız?
Şunu anladım: ortağım Birol’un gözü karalığını, yeni ve büyük işlere olan bitmeyen hevesini dengelemem lazımdı. Daft Punk akşamı ortağıma şöyle dedim: “Bir daha bana sakın büyük isim büyük konser yapalım deme ya da bugün ayrılalım. Bundan sonra yapacağımız işin parası önceden çıkmadıkça bir daha ben o işe girmem, risk almam.”
Michael Jackson, Madonna, Metallica gibi isimleri getiren Ahmet San’ın geçtiğimiz yıl biyografi kitabı çıktı. Onunla da çalıştınız. San’la ilgili neler söylersiniz?
San, 2001’de bizim gaza basmamızı sağladı. Biz FG olarak Maslak Parkorman’da organizasyonlar yapmaya başladık. San, o dönem Parkorman’ın ortaklarından biriydi… Birol’la bana şöyle dedi: “Cuma günlerini size vereceğim”. Biz de başladık. Partilerimiz çok tuttu. Her hafta 5 bin bilet sattık. San, bu ülkenin gördüğü en büyük hayalperesttir.
Kitaptan anladığım kadarıyla çok gerilimli bir hayatı olmuş. Sizin de hayatınız böyle mi geçti?
Hayır, ben o kadar büyük oynamadım. Şurada Michael Jackson çalıyor olsa ben sizinle sohbet ediyor olamazdım gerginlikten. Ben şuna inanıyorum. Hayalin de bir sınırı vardır. Ahmet San için böyle bir sınır yoktur.
San’ın kitabındaki en büyük özeleştirisi şuydu: Şirketimi kurumsallaştıramadım. Siz kurumsallaşabildiniz mi?
Hayır. Bu işte kurumsallaşmak mümkün değil. Çünkü bu kurumsal bir iş değil. Ben tüm bu organizasyonu yaparım. Son gece bir kaymakam gelir. “Burada bu işi yapamazsınız” der. Ben bir gecede Urla’da Chill Out Festival’i, sahneleri, müzik sistemlerini başka bir yere taşıdım. Anlık karar vermeniz lazım bu işte. Kurumsal bir süreç yürütemezsiniz.
Birol Giray, 9 Nisan 2022’de Klein’da gerçekleşen panelde şöyle dedi: Daft Punk’ı bile getirdik. Daha kimi getirelim? Fakat yine de çevre ülkelerden izleyici/turist çekemedik. Türkiye’nin siyasi imajı bunda etkili. Negatif bir algımız var. Ortağınıza katılıyor musunuz?
Bunun siyasetle ilgili olduğunu sanmıyorum. Dünyada Türkiye, müzik dinlemek için gidilen bir yer olarak bilinmiyor. Böyle bir algısı yok. Bizim organizasyonlarımıza İsrail’den İran’dan gelenler oluyor. Fakat bunlar kitlesel değil. Burning Man’in çektiği gibi bir turist çekemiyoruz. Halbuki benim çaldığım müzikler Burning Man’in çok ötesinde. Burning Man bugün benim 10 yıl önce yaptığım line-up’ları yapıyor.
Birol Giray’la 30 yılı aşkın ortaksınız. Bu ilişkiyi nasıl yürütebiliyorsunuz?
Birbirimizi dengeliyoruz. O daha gözü kara ve risk almayı seven biri. Benim karakterim daha temkinli, kontrollü ve öngörülebilir olmaktan yana… Alman ekolünden geliyorum. Fakat organizasyon için ikisi de lazım. İşte bizde ikisi de var. Sırrımız bu.
Evli misiniz?
32 yıllık evliyim. (Gülüyor)
Sizden 2003’te ayrılanlar Dinamo FM radyoyu kurdular. Bu radyo sizinle aynı kulvardaydı. Fakat tutunamadılar. Neden?
Yeteri kadar disiplinli değillerdi. Dinamo FM’in kurucusu Ali Şahinbaş, ABD’de okumuş, Procter&Gamble’da kariyeri olan biriydi. O işi bıraktı ve FG’ye ortak oldu. Kısa bir süre sonra ayrılmasını istedim. Onlar da Dinamo FM’i kurdular. Bu iş yarı zamanlı yapılacak, “eğlenceli bir hayatım olsun” diye yapılacak bir iş değil. Sert bir iş. Ben her sabah 8’de radyoya gidiyorum. Geç saatlere kadar çalışıyorum.
Disiplininiz Alman eğitiminden mi geliyor?
Çok etkisi var. Alman Lisesi mezunuyum. Viyana Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği okudum.
Çok ciddi bir eğitim. Müzikten farklı bir işle uğraşıyor musunuz?
Son 30 yıldır hayatımda sadece bu iş var. Daha önce 12 yıl Tekfen Holding’de çalıştım.
Hep istikrar…
12 yıl boyunca unvanlarım hep arttı. Masamın yeri değişmedi. İstikrar benim için kilit kelime.
Çok zengin oldunuz mu?
Bu işlerden zengin olmak mümkün değil. Bu işin ödülü sevdiğimiz işi yapmak.
Organizatör olmak isteyenler için kritik bir soru: Bu meslek, insanı İstanbul’dan bir ev sahibi yapar mı?
Bu işten ev alamazsınız. Ancak zevk alırsınız.
Müziği bu kadar iyi bilen insanlarsınız. Neden İstanbul’da bir gece kulübü işletmediniz?
Gece hayatının zorluklarıyla uğraşmak istemedim. Radyo ve 3 festivalimiz bana yetiyor. Chill-Out Festival, Electronica Festival ve Urban Festival.
Festivallerinizde bir şey dikkatimi çekiyor. Afişlerde sanatçıların isimleri alfabetik sırayla yazıyor. Carl Cox da olsa, Armin Van Buuren da olsa yukarı bir yere yazılmıyor. Bunun nedeni nedir?
Bir nedeni Lounge ya da FG markasını vurgulamak ve sanatçıyı onun önüne geçirmemek. Sanatçılara şu mesajı veriyoruz: “Kim olursan, ne kadar ünlü olursan ol, Chill-Out ya da Electronica Festival çatısının altındasın”. Bir de sanatçı kaprisinden kurtuluyorum. “Benim ismimi yukarıya yaz, benim ismimin fontu daha büyük olsun, ben daha iyi saatte çalayım, ben headliner olayım” gibi zorluklardan sıyrılıyoruz.
Bu yılki Chill-Out Festival’da Awen, Derun, DJ Diass, Iorie gibi isimler var. Türk dinleyiciler bu isimleri tanıyor mu? Yoksa bir milletvekili gibi sizin müzik kültürünüze güvenip sizin seçimlerinize mi güveniyorlar?
İkincisi. O yüzden Chill-Out Festival, sanatçıların üzerinde bir marka.

