Kamp tutkusu kültürümüzün derinliklerinde yer etmiş olup, giderek daha fazla insanı doğa ve dostluk etrafında bir araya getirmeye devam ediyor. Bir yandan da farklı yerler ve doğayı tanımak isteyenlerin sayısının her geçen gün arttığı gerçeğinden yola çıkarak kamping konusuna zoom yapalım istedik. Bu konuda doğru adreslerden birinin Mas Kazdağı Kamping İşletmecisi Metin Aslan olduğunu öğrendik; kendisini bulduk ve sorularımızı yönelttik.

Metin Bey, öncelikle Mas Kazdağı Kamping’in bulunduğu bu eşsiz konumdan ve Kazdağları’nın doğal güzelliklerinden bahseder misiniz? Burası gerçekten bir oksijen cenneti mi?
Kesinlikle! Mas Kazdağı Kamping, oksijen cenneti olarak bilinen Kazdağları’nda, 800 metre rakımda yer alıyor. En yüksek zirvemiz 1740 metre. Burası, 21 bin metrekarelik devasa bir alana yayılan Kazdağı Milli Parkı’nın içinde, 80 dönümlük bir alanı kaplıyor. Dünyanın oksijen seviyesi en yüksek ikinci yeri burası, yüzde 20.5 oranında oksijen basıyor. Dağlardan gelen 9 derecedeki buz gibi suyu bir havuz haline getirdik. Ayı Deresi Kanyonu’na yürüyebileceğiniz 3.5 kilometrelik bir çıkmaz yolumuz var; sabah ve akşam yürüyüşleri yapıp kanyonu seyredebileceğiniz muhteşem bir nokta. Tesisin dışına çıktığınızda ise bugüne kadar hiç keşfedilmemiş birçok doğal güzellikle karşılaşırsınız: Vallahi Şelalesi, Ağlayan Çam, Ayı Göleti, Şahinderesi Kanyonu, Tozlu Yaylası ve tabii ki Kazdağı Göknarı. Sarıkız Zirvesi’nde Sarıkız’ın yatırı ve eşsiz bir manzara da sizi bekliyor. Kazdağları, uzaktan tek bir dağ gibi görünse de aslında içine girdiğinizde göreceğiniz gibi birçok farklı bölgeden oluşuyor.

Kazdağları’nın bitki örtüsü, özellikle endemik türler ve Fatih Sultan Mehmet dönemine uzanan tarihi bağları çok ilgi çekici. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Kazdağları, gerçekten köklü bir tarihe sahip. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethederken gemileri karadan yürütmek için kullandığı ağaçların tamamının Kazdağları’ndan geldiği söylenir. Özellikle Kazdağı Göknarı (Abies nordmanniana subsp. equi-trojani), dünyada sadece Kazdağları’nda yetişen tek endemik ağaç türüdür. Literatürde 32’ye yakın endemik bitki türünün bulunduğu belirtilir, 29’u doğrudan milli park sınırları içinde kaydedilmiştir. Bitki örtüsü olarak da çok zengin ve endemik türlerle dolu. Dünyada eşi benzeri olmayan Kazdağı Sarıkız Çayı (Sideritis Trojana Ehrent) adıyla anılan bir bitkimiz var; adaçayı dediğimiz bitki türlerine yakın. Ayrıca, Yabani Sarımsak (Allium Kurtzianum), Zambak Çiçeği, Kazdağları Mersini, Kazdağı Karakulak Çiçeği gibi nadir türler de bölgemizin bitki çeşitliliğine değer katar.

Kazdağları’nın suları da oldukça özel sanırım. Bu kaynakların özellikleri ve şifalı etkileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Sularımız gerçekten çok soğuk ve çok tatlı. Kazdağları, yapısı itibarıyla bir kireçtaşı dağı. Arkeologların söylediğine göre bugün taşlardan çıkan sular, sadece bu sene yağan kardan değil, milyonlarca yıl önceden yağan karların birikimlerinden beslenen kaynaklar. Bu, bilimsel olarak da kanıtlanmış bir durum. Ayı Deresi’nde dağın en tatlı sularından biri akar. Yine dağda “Yedi Kardeşler” dediğimiz bir bölge var. Burada bir çeşmemiz var; Enfes Çeşmesi diye geçer ve dağın en soğuk sularından biridir. Güneş görmeyen patikalarda yürürken bile bu soğukluğu hissedersiniz. Bir de Dalak Suyu var zirvede, kendiliğinden kaynayan bir su. Alkış yaptığınız zaman su kendiliğinden oksijen alıp, yerden kaynamaya başlıyor ve debisi çok yüksek. Arkeologlar, bu suyun ana damarının Uludağ’dan geldiğini söylüyorlar. Karpuzu içine koyarsanız, çatlatacak kadar soğuktur. Bunlar bugüne kadar pek bilinmeyen, bakir güzellikler. Kazdağları eteklerinde Güre Kaplıcaları gibi şifalı termal sularımız da var. Bu sular, romatizmal hastalıklar ve çeşitli cilt rahatsızlıklarına iyi gelen mineral zengini özelliklere sahip.

Kazdağları’nın iklimi ve özellikle poyrazın bölgedeki zeytinciliğe etkisi de çok ilginç. Edremit’in zeytinyağının kalitesindeki sırrı nedir?
Kazdağları; haziran, temmuz, ağustos, eylül aylarında poyrazı bol, esintili bir dağdır. Bu özellik, aşağıda deniz kenarında ve köylerde yetişen zeytin ağaçlarına eserek, zeytinde “pamuk böceği” denilen bir zararlının oluşumunu engeller. Poyrazın sürekli esmesi, zeytin üzerinde pamuklanma yapmıyor ve bu da buranın yağının ve zeytininin kalitesini artırıyor. Edremit’in zeytinyağı tarihte çok önemli bir yere sahip. Dünyada elektriğin henüz bulunmadığı dönemde, Vatikan’daki kandillerin Edremit zeytinyağıyla yandığı biliniyor. Çünkü kalitesiz zeytinyağı is yaparken, bizim zeytinyağımız is yapmıyordu. O dönemde Banker Ali Bey adında bir tüccar, dünyadaki ve Vatikan’daki tüm zeytinyağı ihtiyacını Edremit’ten temin ediyormuş. Rivayete göre, Çanakkale sınırından Edremit sınırına kadar bastığınız her toprak ona aitmiş. Osmanlı Devleti bile askerlik yapmak isteyenleri Banker Ali Bey’in yanında işçi olarak çalışırsa askerlik yapmış sayıyormuş. Hatta o dönemdeki padişahın banknotların üzerine Banker Ali Bey’in fotoğrafını bastırdığı söylenir. Günümüzde Tuğçe Kazaz gibi isimler de Banker Ali Bey’in soyundan geliyor.

Gelelim Mas Kazdağı Kamping’in kuruluşuna. Bu yatırım fikri nasıl ortaya çıktı ve ne zaman hayata geçti?
Mas Kazdağı Kamping’in başlama süreci, 2021 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı’nın açık ihale ile yaptığı bir tesis alanının bize kalmasıyla başladı. Aslında buranın planları 1993 yılında milli park olurken zaten yazılmış, çadır ve karavan alanları gibi her şey belirlenmişti. Buradaki yapıların kalıcı değil, taşınabilir olması, doğayı bozmadan ve ağaç kesmeden inşa edilmesi, sonra da sökülüp götürülebilmesi şartıyla bir ihale süreci yaşadık. Mimar arkadaşlarımızla projeyi çizdirdik, bakanlıktan onay aldık ve işe koyulduk. İhale gününden itibaren 36 ay içinde 80 dönümlük alana elektrik, kamera sistemi, internet ve güvenlik gibi tüm altyapıyı getirme şartımız vardı. Kazdağları’nda bugüne kadar böyle kapsamlı bir tesis yapılmamıştı.

Tesisinize baktığımızda hem yaz hem de kış turizmine uygun olduğunu görüyoruz. Bu konuda ne gibi özellikleriniz var ve konaklama çeşitleriniz nelerdir?
Evet, tesisimiz hem yaza hem de kışa uygun olacak şekilde tasarlandı. Çadırlarımızı -50 ile +50 dereceye dayanıklı olacak şekilde özel olarak ürettirdik. İçlerine merkezi sistem ısıtmalı kalorifer döşedik. Kaloriferi katı yakıtla çalıştırıyoruz ama kömür ya da odun değil; aşağıda yetişen zeytin ağaçlarımızın çekirdeklerini kullanıyoruz. Bu, hem çevre dostu hem de etkili bir çözüm. Şu anda 150 kişiye kadar kapasitemiz var, ancak ikinci etabımız bittiğinde 1.350 kişiye kadar hizmet verebilecek kapasiteye ulaşacağız. Türkiye’de ısıtmalı çadır yapısı olarak tek tesisiz. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2025 yılında örnek göstereceği bir proje olduk. Konaklama çeşitlerimiz ise şunlar:
- 26 adet dom (glamping) çadırı: Lüks ve konforlu bir kamp deneyimi sunuyor.
- 10 adet ahşap çadır: Doğayla bütünleşmiş, sıcak ve otantik bir konaklama.
- 10 adet firmaya ait kiralık karavan: Karavan deneyimini denemek isteyenler için ideal.
- 3 adet süit taş oda: Daha geleneksel ve kalıcı bir konfor arayanlara yönelik.

Özellikle karavanıyla gelen misafirler için sunduğunuz hizmetler ve tesisinizin diğer olanakları nelerdir?
Kendi karavanını getiren misafirlerimiz için 20 adet özel alan ayırdık. Bu alanlarda su, elektrik ve pis su atık hizmeti sunuyoruz. Karavan sahipleri, Kazdağları’nın eşsiz doğasının tadını çıkarırken, aynı zamanda modern olanaklardan mahrum kalmıyorlar. Kendi çadırıyla gelenlere de hizmet veriyoruz. Ayrıca, 250 araçlık geniş bir otoparkımız mevcut. Sabah kahvaltısı, öğle yemeği ve akşam yemeği veren bir kafeteryamız ve restoranımız var. Sosyal tesis olarak spor alanlarımız ve dağlardan gelen 9 derecedeki buz gibi suyu bir havuz haline getirdiğimiz doğal havuzumuz bulunuyor. Tesisin işletmesinde ise 30 kişiye yakın personelimiz görev yapıyor.

Tesisiniz, sağlık ve huzur arayanlar için nasıl bir ortam sunuyor? Yoga kampları gibi etkinlikler için de imkanlarınız var mı?
Sağlık için çok önemli bir noktadayız. Dört gün konaklayan bir kişi, geldiğinde oksijenini ölçüp, dört gün sonra tekrar ölçtüğünde aradaki farkı görecektir. Tesisimiz oldukça sessiz. Akşam 6’dan sonra milli parka araç girişi yasak. Tamamen etrafı telle çevrili ve 86 kamera ile tesisin tamamını izliyoruz. Bu da misafirlerimizin güvenliğini sağlıyor. Burası, Kazdağları’na gelenlerin nefes alacakları, dinlenecekleri ve ruhlarını dinlendirecekleri bir yer. Yoga kampları için de özel olarak düşündük. Gelen müşterilerimiz için 150 kişilik kapalı bir etkinlik çadırımız var. Bu çadırda yoga, nefes terapisi ve çeşitli dinlenme terapileri gibi birçok imkan sunuyoruz. Misafirlerimiz hem konaklıyorlar hem de burada yogalarını, terapilerini yapıyorlar; yürüyüşlere çıkıp, nefeslerini açıyorlar. Bir oksijen cenneti dediğimiz gibi. Her kalan misafirimiz, gittiğinde mutlaka bunu hissediyor ve hayranlıkla ayrılıyor.

Metin Bey, son olarak kendi kişisel hikayenizden ve gelecek nesillere ne gibi bir miras bırakmayı hedeflediğinizden bahseder misiniz?
Ben aslen Edremitliyim ve bugüne kadar sanayicilikle uğraştım. Bu iş tamamen kafamda tasarladığım bir hayaldi ve şimdi gerçek oldu. Yıllarca para kazandım ama bu paralarımı İstanbul’a ya da İzmir’e götürmek istemedim; memleketime hizmet yapmak istedim. Kazandığım paraları yine buraya yatırım olarak değerlendirdim ki buradaki insanlar çalışsın, nesiller devam etsin, memleketime ve ülkeme faydalı olsun. Burasını yaptık ve işletmeye başladık. Eşim Aslı Hanım, işletmenin tamamen hakimiyetini aldı ve o ilgileniyor. Bir oğlum ve bir kızım, Mimarlık Fakültesi’nde okuyorlar. Onların mimarlığı bitirdikten sonra bu tesise sahip çıkmalarını, iyi İngilizce bilip, dünya pazarına çıkmalarını istiyorum. Ben böyle düşünüyorum ama asıl önemlisi, bu tesisin bugünkü çalışanların, annelerin, babaların, yarın onların evlatlarına da hizmet edecek kalıcı bir tesis olmasını arzu ettik. İnşallah bize, çocuklarımıza, ülkemize ve milletimize faydalı olur.

