25-26 Eylül’de İstanbul, yine bir kez daha turizmin kalbinin attığı şehir oldu. İstanbul Turizm Fuarı (ITF), üçüncü kez kapılarını açtı ve bu kez daha da güçlü, daha da iddialıydı. Ben de bu yıl ilk kez katıldım. Bir gözlemci olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, İstanbul yalnızca ev sahibi değil, aslında bu fuarın ruhu olmuştu.
İstanbul’un böyle bir etkinliğe ev sahipliği yapması aslında sürpriz değil. Tarih boyunca doğu ile batının, kuzey ile güneyin yolları burada kesişti. Ticaret yolları, kültürler, inançlar, medeniyetler hep bu şehirde buluştu. Bugün de turizm dünyası, aynı ruhla İstanbul’da bir araya geliyor. ITF’nin üç yıldır üst üste bu şehirde düzenlenmesi, İstanbul’un “uluslararası turizm başkenti” rolünü perçinleyen çok önemli bir gösterge.

Benim için ayrı bir anlamı vardı, çünkü bu fuara ilk kez katıldım. Daha kapıdan girer girmez farklı dillerde konuşan insanların coşkusu, dünyanın dört bir yanından gelen profesyonellerin hareketliliği, renkli stantlar ve karşılıklı tanıtım çabaları hemen göze çarpıyordu. Sanki tek bir salonda küçük bir dünya kurulmuş gibiydi. İstanbul’un enerjisiyle birleşince ortaya çok canlı, çok heyecan verici bir tablo çıktı.

Rakamlar organizasyonun çok güçlü olduğunun bir göstergesiydi. Bu yıl fuara 50 ülkeden 500 firma katıldı. Katılımcılar arasında oteller, seyahat acenteleri, destinasyon tanıtım ofisleri, tur operatörleri ve teknoloji şirketleri vardı. Ziyaretçi sayısı ise 15 bini aştı. Özellikle 2.500’den fazla seyahat acentesinin İstanbul’a gelmiş olması, fuarın iş bağlantıları açısından ne kadar kritik bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Kısacası, bu sadece bir fuar değil, aynı zamanda yeni sezon için kontratların imzalandığı, işlerin hız kazandığı dev bir pazar alanıydı.

Fuar kapsamında düzenlenen Turizm Zirvesi oturumlarında çok dikkat çekici konular vardı. Benim ilgimi en çok çeken konulardan biri, turizmin sadece tatil değil, aynı zamanda kültür, sanat ve deneyim odaklı bir hale geldiğinin vurgulanması oldu. Fuar alanında dolaşırken özellikle Muğla’nın standı oldukça ilgi çekiciydi. Doğası, kültürel değerleri ve deniz turizmiyle bütünleşik bir hikâye sundular. KKTC de yine güçlü bir şekilde sahnedeydi; alternatif tatil seçenekleri ve kültürel zenginlikleri öne çıkararak ziyaretçilerin ilgisini topladı. Burada şunu hissettim: İstanbul fuarın merkeziydi ama aslında tüm Türkiye vitrine çıkmıştı.

Zincir oteller de fuarın en dikkat çeken aktörlerindendi. Stantlarda gezerken otel görevlileriyle konuşma fırsatı buldum. Herkesin ortak beklentisi, 2026 sezonunun çok daha güçlü bir başlangıç yapacağı yönündeydi. Zamanlamanın önemine dikkat çekmek istiyorum. Fuarın eylül sonunda yapılması boşuna değil. Bu dönem, turizm sektöründe kontratların yapıldığı kritik zamanlardan biri. Yani buradaki görüşmeler, doğrudan 2026 sezonunu şekillendirecek. Kendi gözlemlerime göre de acentelerle otel yöneticilerinin sürekli toplantılar halinde olduğunu görmek, bu etkinliğin ticari açıdan ne kadar verimli geçtiğini açıkça gösteriyordu.

İstanbul’un Mesajı
Sonuçta, İstanbul Turizm Fuarı 2025 sadece iki gün sürdü ama etkisi çok daha uzun soluklu olacak. İstanbul, bu organizasyonla dünyaya şu mesajı verdi: “Ben sadece bir turizm destinasyonu değilim, aynı zamanda sektörün buluşma noktasıyım.”

Benim için de unutulmaz bir deneyim oldu. İlk kez katıldığım bu fuarda gördüğüm enerji, çeşitlilik ve iş birliği ruhu bana şunu düşündürdü: İstanbul’da turizm fuarı demek, aslında dünyanın turizm geleceğinin masaya yatırılması demek. Bu nedenle İstanbul’un böylesi değerli bir buluşmaya ev sahipliği yapması, hem şehre hem de Türkiye’ye çok büyük bir değer katıyor.
