Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Geleceğe karşı sorumluluğumuzda aşırı yağışlar, betonlaşan şehirler ve iklim değişikliği etkileri

Çocukluğumda şehirlerde sel denildiğinde aklımıza daha çok taşan dereler, nehirler

Çocukluğumda şehirlerde sel denildiğinde aklımıza daha çok taşan dereler, nehirler ve kırsal alanlardaki su baskınları gelirdi. Bugün ise; şehirlerin merkezlerinde, caddelerde, alt geçitlerde, otoparklarda ve binaların girişlerinde biriken yağmur sularına tanıklık ediyoruz. Şiddetli bir yağışın ardından yolların göle dönüştüğünü, araçların sular altında kaldığını, evlerin ve iş yerlerinin zarar gördüğünü, insanların günlük yaşamlarının saatler içinde altüst olduğunu görüyoruz.

İstanbul’da yaşanan son aşırı yağış ve su baskınları da hepimize önemli bir soruyu yeniden sorduruyor: Gerçekten yalnızca daha fazla yağmur mu yağıyor, yoksa şehirlerimiz yağmurla baş edebilme yeteneğini de mi kaybediyor? Bu sorunun yanıtı, meteorolojinin ötesinde; şehirleşme anlayışımızda, doğayla kurduğumuz ilişkide ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluğumuzda saklı.

tourmag

YAĞMUR AYNI YAĞMUR, ŞEHİR ARTIK AYNI ŞEHİR DEĞİL

Yağmur, doğanın su döngüsünün vazgeçilmez bir parçasıdır. Toprağı besler, bitkileri büyütür, yer altı su kaynaklarını destekler ve yaşamın devamlılığını sağlar. Ancak yağmur suyunun bir afete dönüşüp dönüşmemesinde yalnızca ne kadar yağış düştüğü değil, düştüğü yerde suya ne olduğunun da büyük önemi vardır. Doğal bir zemine düşen yağmurun bir bölümü toprağa sızar, bir bölümü bitkiler tarafından tutulur, bir bölümü de yüzeyden akarak dere ve akarsulara ulaşır. Ağaçlar, bitki örtüsü, geçirgen topraklar, sulak alanlar ve doğal su yolları bu döngünün birbirini tamamlayan unsurlarıdır. Şehirlerimizi beton, asfalt ve diğer geçirimsiz yüzeylerle kapladığımızda ise, bu doğal denge değişir. Yağmur toprağa ulaşamaz; çatılardan, yollardan, meydanlardan ve otoparklardan hızla akarak mazgallara ve drenaj sistemlerine yönelir. Yağış kısa sürede yoğunlaştığında bu sistemlerin kapasitesi aşılabilir ve su, en düşük kotlu alanlarda birikmeye başlar.

ABD Çevre Koruma Ajansı’nın kentsel yağmur suyu yönetimi çalışmalarında aktarılan örnek su dengesi hesapları, doğal zeminlerde yüzey akışının yaklaşık %10 düzeyinde olabildiğini, geçirimsiz yüzeylerin yoğun olduğu alanlarda ise, bu oranın %55’e kadar çıkabildiğini gösteriyor. Bunlar her şehir için geçerli sabit oranlar değildir; ancak betonlaşmanın suyun davranışını ne ölçüde değiştirebildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Basit bir hesapla düşünelim: Metrekareye 50 litre yağmur düştüğünde, bin metrekarelik bir alana 50 bin litre su ulaşır. İstanbul gibi milyonlarca metrekarelik yapılaşmış yüzeylere sahip bir şehirde bu miktar çok büyük hacimlere dönüşür. Suyun toprağa sızabileceği alanlar azalmışsa, bütün bu suyu kısa sürede güvenli biçimde uzaklaştırmak çok daha zor hâle gelir. Dolayısıyla sorun yalnızca yağmurun miktarı değildir. Sorun, yağmurun doğal döngüsüne ne kadar alan bıraktığımızdır.

tourmag-asiri-yagislar-betonlasan-sehirler-ve-iklim-degisikligi-etkileri

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE BETONLAŞMA: BİRBİRİNİ BÜYÜTEN İKİ RİSK

Elbette şehirlerdeki selleri yalnızca betonlaşmayla açıklayamayız. İklim değişikliği, kısa süreli aşırı yağışların şiddetini ve bazı bölgelerde görülme sıklığını artırabilmektedir. Isınan atmosferin daha fazla su buharı taşıyabilmesi, uygun meteorolojik koşullarda daha yoğun yağışların oluşmasına zemin hazırlayabilir. Bununla birlikte, her aşırı yağış olayının doğrudan iklim değişikliğinden kaynaklandığını söylemek için o olaya özgü bilimsel analizler gerekir. Burada asıl dikkat çekici olan, iklim değişikliğiyle kentleşmenin aynı anda oluşturduğu risktir. Bir tarafta kısa sürede çok miktarda yağış bırakabilen hava olayları, diğer tarafta yağmur suyunu hızla yüzey akışına dönüştüren betonlaşmış şehirler var. Bunlara daraltılmış dere yatakları, doldurulmuş vadiler, kaybedilmiş sulak alanlar ve kapasitesi yetersiz kalan drenaj sistemleri de eklendiğinde, su baskınlarının etkisi büyüyebiliyor.

Dere yatakları yalnızca suyun geçtiği boşluklar değildir. Taşkın dönemlerinde suyun yayılabileceği doğal alanlardır. Bu alanları yapılaşmaya açmak veya daraltmak, suyun hareket edebileceği alanı kısıtlayabilir. Bir dereyi beton kanala dönüştürmek bazı koşullarda suyun taşınmasını kolaylaştırsa da havzanın bütününü dikkate almayan müdahaleler, suyu daha hızlı biçimde başka noktalara taşıyarak yeni riskler oluşturabilir. Bu nedenle her sel olayını yağışa, yalnızca altyapıya veya betonlaşmaya bağlamak yerine, bütün sistemi birlikte değerlendirmemiz gerekiyor.

tourmag-asiri-yagislar-betonlasan-sehirler-ve-iklim-degisikligi-etkileri

DOĞANIN BİZE VERDİĞİ MESAJI DOĞRU OKUMAK

Bazen “Doğa bizi cezalandırıyor” diyoruz. Bu ifade, yaşadığımız sorunları anlatmak için güçlü bir metafor olabilir. Ancak doğanın insan gibi öfkelenmediğini, karar vermediğini ve ceza kesmediğini unutmamalıyız. Doğal sistemler, kendi fiziksel kurallarıyla işler. Biz ormanları azalttığımızda, toprağın üzerini kapattığımızda, suyun doğal akış yollarını daralttığımızda ve ekosistemlerin dengesini bozduğumuzda bu müdahalelerin sonuçlarıyla karşılaşırız.

Toprak suyu emebilecekken onu betonla kapatıyorsak, dere taşkın dönemlerinde yayılabilecekken çevresini yapılaştırıyorsak, yağmur suyunu tutabilecekken hızla uzaklaştırıyorsak, ortaya çıkan sonuçlar doğanın öfkesi değil, bizim planlama ve uygulama tercihlerimizin fiziksel karşılığıdır. Belki de asıl soruyu şöyle sormalıyız: Doğayı şehirlerimizin dışında tutulması gereken bir unsur olarak mı görüyoruz, yoksa şehirlerin yaşamını sürdürebilmesi için vazgeçilmez bir ortak olarak mı kabul ediyoruz?

tourmag

SEL VARKEN KURAKLIK DA YAŞAYABİLİRİZ

Bu meselenin daha az konuşulan bir boyutu da su kaynaklarıdır. Yağmur suyunu hızla kent dışına taşımak, suyu toprağa sızdırma ve yer altı sularını besleme fırsatını azaltabilir. Böylece bir taraftan şiddetli yağışlarla su baskınları yaşarken diğer taraftan kuraklık dönemlerinde su kaynaklarının yetersizliğiyle karşılaşabiliriz. Oysa doğru tasarlanmış bir şehirde yağmur suyu yalnızca uzaklaştırılması gereken bir yük değildir. Aynı zamanda yönetilmesi, depolanması, gerektiğinde yeniden kullanılması ve uygun alanlarda toprağa kazandırılması gereken bir kaynaktır.

Yağmur bahçeleri, geçirgen kaldırımlar ve otoparklar, yeşil çatılar, yağmur suyu depoları, ağaçlık alanlar ve doğal su koridorları bu açıdan önemli çözümler sunar. Bunların hiçbiri tek başına bütün sel sorunlarını ortadan kaldırmaz. Ancak doğru altyapı, havza planlaması ve erken uyarı sistemleriyle birlikte uygulandıklarında şehirlerin aşırı yağışlara karşı dayanıklılığını artırabilirler.

tourmag

ŞEHİRLER YALNIZCA BİNALARDAN İBARET DEĞİLDİR

Şehirleri planlarken çoğu zaman yapı yoğunluğuna, ulaşım ağlarına, ticari alanlara, konut sayısına ve ekonomik büyüklüklere odaklanıyoruz. Oysa şehir, aynı zamanda insanların yaşadığı, yürüdüğü, nefes aldığı, çocuklarını büyüttüğü ve yaşlandığı bir yaşam çevresidir. Ağaçların ve yeşil alanların kaybı yalnızca estetik bir kayıp değildir. Kentlerin aşırı ısınmasını artırabilir, insanların açık alanlarda güvenle hareket etmesini zorlaştırabilir ve fiziksel aktivite olanaklarını azaltabilir. Sel, sıcak hava dalgası ve altyapı kesintileri ise; özellikle yaşlıları, çocukları, engellileri ve hareket kısıtlılığı olan bireyleri daha fazla etkileyebilir.

Bu nedenle doğayla uyumlu şehirleşme yalnızca çevre politikalarının konusu değildir. Halk sağlığının, yaşam kalitesinin, ekonomik dayanıklılığın ve sosyal adaletin de temel konularından biridir. Geleceğin şehirleri yalnızca akıllı binalara ve gelişmiş teknolojilere sahip olmakla yetinmemelidir. Aynı zamanda yaşlı dostu, çocuk dostu, erişilebilir, yeşil, suyu doğru yöneten ve afetlere karşı dayanıklı şehirler olmalıdır.

tourmag-asiri-yagislar-betonlasan-sehirler-ve-iklim-degisikligi-etkileri

NE YAPMALIYIZ?

Öncelikle şehir planlamasında yağmur suyunu yalnızca kanalizasyona yönlendirilmesi gereken bir yük olarak görme anlayışını değiştirmeliyiz. Suyu mümkün olduğunca yerinde tutmak, yavaşlatmak, toprağa sızdırmak ve güvenli biçimde yönlendirmek temel ilkelerimiz arasında yer almalıdır. Dere yatakları ve taşkın alanları korunmalı; riskli alanlarda yapılaşma kararları bilimsel verilerle gözden geçirilmelidir. Yeni projelerde geçirimsiz yüzeylerin oranı, yağmur suyu yönetimi ve havza üzerindeki toplam etki dikkate alınmalıdır. Mevcut altyapı da değişen yağış koşulları doğrultusunda değerlendirilmeli; yağış ölçüm istasyonları, taşkın risk haritaları ve erken uyarı sistemleri güçlendirilmelidir. Belediyeler, merkezi yönetim, şehir plancıları, mühendisler, üniversiteler, özel sektör ve vatandaşlar bu süreçte ortak sorumluluk taşıyor.

Çözüm yalnızca daha büyük beton kanallar yapmakta değil; doğal sistemleri koruyan, altyapıyı güçlendiren ve bilimsel verilerle hareket eden bütüncül bir şehircilik yaklaşımında yatıyor. Bireyler olarak bizler de yağmur suyu hasadı, su tasarrufu, yeşil alanların korunması ve yerel çevre çalışmalarına katılım yoluyla katkı sağlayabiliriz. Ancak bireysel çabaların etkili olabilmesi için bunların planlı kamusal uygulamalarla desteklenmesi gerekir.

tourmag

GELECEK KUŞAKLARA NASIL BİR ŞEHİR BIRAKACAĞIZ?

Çocukluğumuzun şehirleriyle bugünün şehirlerini karşılaştırırken yalnızca geçmişi özlemekle yetinemeyiz. Geçmişte de seller olduğunu kabul etmeli, bugünün risklerini ölçmeli ve geleceğin koşullarına hazırlanmalıyız. Bilimsel veriler bize betonlaşmanın yüzey akışını artırabildiğini, yoğun yağışların altyapı kapasitesini aşabildiğini ve iklim değişikliğinin aşırı yağış risklerini bazı bölgelerde büyütebildiğini söylüyor. Bu bilgiler, şehirlerimizi yeniden düşünmek için yeterince güçlü nedenler sunuyor. Doğa bizi cezalandırmıyor; ona ayırmadığımız alanı, bozduğumuz dengeyi ve almadığımız önlemleri bize yeniden hatırlatıyor.

Geleceğin şehirlerini doğaya hükmetmeye çalışan değil, doğanın işleyişini anlayarak insanı koruyan bir anlayışla tasarlamalıyız. Çünkü gerçek gelişmişlik, yalnızca daha fazla bina yapmak veya daha çok yol inşa etmek değildir. Gerçek gelişmişlik; yağmur yağdığında insanların korkmadığı, sıcaklar arttığında kentlerin yaşanabilir kaldığı, su kaynaklarının korunduğu ve her yaştan insanın güvenle yaşayabildiği şehirler kurabilmektir.

Uzman Dr. Sinan İBİŞ
Medikal Turizm Derneği Başkanı

tourmag