Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Bir Şehrin Taşa Yazılan Hikâyesi: Mardin’i Mutlaka Görmeli

Bazı şehirleri gezmek, bir yerden başka bir yere gitmekten ibaret

Bazı şehirleri gezmek, bir yerden başka bir yere gitmekten ibaret değildir. Şehir, kendisini sokaklarında, taş yapılarında, ibadet mekânlarında, çarşılarında ve gündelik hayatında anlatmaya başlar. Mardin de böyle bir şehir. Güneydoğu Anadolu’nun kendine özgü coğrafyasında yükselen kent, farklı dönemlerin ve kültürlerin izlerini bugün hâlâ aynı taş duvarların üzerinde taşıyor.

Basın gezisi kapsamında Mardin’i keşfederken, şehrin en dikkat çekici yanı belki de geçmiş ile bugün arasındaki mesafenin burada oldukça kısa olmasıydı. Bir sokaktan geçerken yüzyıllar öncesine ait bir yapıyla karşılaşmak, birkaç adım sonra gündelik hayatın içine karışmak mümkün. Mardin’in taş mimarisi ise bu hikâyenin yalnızca görünen yüzü. Şehir, tarih boyunca farklı inançların, kültürlerin ve toplulukların bir arada yaşadığı bir coğrafyanın hafızasını da taşıyor.

tourmag

Mardin’in sokaklarında başlayan yolculuk

Mardin’i tanımaya, şehrin sokaklarında dolaşarak başlamak gerekiyor. Eski Mardin’in taş evleri, dar sokakları, merdivenleri ve birbirine bağlanan geçitleri şehrin kendine özgü dokusunu oluşturuyor. Burada sokaklar bir yerden başka bir yere ulaşmak için kullanılmıyor; şehrin mimarisi, günlük yaşamı ve geçmişiyle birlikte okunuyor.

Özellikle taş yapıların oluşturduğu şehir silueti, Mardin’i diğer şehirlerden ayıran en belirgin unsurlardan biri. Güneşin gün içindeki hareketiyle farklı tonlara bürünen taş duvarlar, şehrin siluetine de kendine özgü bir görünüm kazandırıyor. Bir yanda tarihî yapılar yükselirken diğer yanda çarşıların, dükkânların ve evlerin günlük hareketliliği devam ediyor.

Mardin’in sokaklarında dolaşırken dikkat çeken bir başka şey de şehrin katmanlı yapısı. Bir yapının tarihine bakarken yalnızca o yapıyı değil, çevresindeki diğer yapılarla kurduğu ilişkiyi de görüyorsunuz. Cami, medrese, manastır, han ve geleneksel evler aynı şehir dokusunun içerisinde birbirini tamamlıyor. Bu nedenle Mardin’i yalnızca tek tek tarihî yapılar üzerinden değil, bütün olarak değerlendirmek daha anlamlı hale geliyor.

Şehrin bu çok katmanlı yapısı, Mardin’i gezi rotasından biraz daha fazlasına dönüştürüyor. Burada yürüdükçe taşın bir yapı malzemesi olmaktan öte geçmişin, kültürün ve gündelik hayatın izlerini taşıyan bir hafızaya dönüştüren bir unsur olduğunu fark ediyorsunuz.

tourmag

Süryani mirasının izinde: Deyrulzafaran Manastırı

Mardin gezisinin en etkileyici duraklarından biri, şehrin dışında, ovaya hâkim bir noktada bulunan Deyrulzafaran Manastırı oldu. Yüzyıllardır Süryani Ortodoks geleneğinin önemli merkezlerinden biri olan manastır, bugün de Süryaniler yaşayan bir inanç ve kültür mekânı olmayı sürdürüyor. Yapının geçmişi 5. yüzyıla kadar uzanıyor. Farklı dönemlerde yapılan eklemelerle ise bugünkü görünümüne kavuşmuş.

Manastıra adım attığınız anda, Mardin’in taş mimarisinin burada başka bir anlam kazandığını hissediyorsunuz. Zira kemerler, taş işçiliği, avlular ve ibadet mekânları yüzyıllar boyunca korunmuş bir kültürün izlerini taşıyor. Rehberimizden manastırın Süryani tarihi içerisindeki yerini dinlerken, Mardin’in neden farklı inançların ve kültürlerin kesiştiği şehirlerden biri olduğunu daha iyi anlamak mümkün oldu.

Deyrulzafaran’ın hikâyesi de tek bir dönemle sınırlı değil. Manastırın bulunduğu alanın daha önce farklı inançlara ait kutsal bir alan ve Roma döneminde bir yapı olarak kullanıldığı aktarılıyor. Daha sonraki dönemlerde manastıra dönüşen yapı, tarih boyunca Süryani Kilisesi’nin önemli dinî ve eğitim merkezlerinden biri olmuş. Bugün manastırın Mardin Metropoliti’nin ikametgâhı olması da bu sürekliliğin hâlâ devam ettiğini gösteriyor.

Burada beni en çok etkileyen noktalardan biri, Süryani kültürünün geçmişte kalmış bir miras olarak karşımıza çıkmamasıydı. Deyrulzafaran bugün de dünyanın farklı yerlerine dağılmış Süryanilerin ziyaret ettiği, dua ve ibadet için geldikleri canlı bir merkez. Dolayısıyla manastırın taş duvarları arasında dolaşırken aslında yalnızca birkaç yüzyıllık bir mimariye değil, devam eden bir kültürel hafızaya tanıklık ediyorsunuz.

Manastırın kültürel tarih açısından dikkat çekici bir başka yönü ise matbaacılık geçmişi. 1876 yılında dönemin patriği 4. Petrus tarafından İngiltere’den getirilen matbaa, bölgede önemli bir yayıncılık faaliyetine öncülük etmiş; 1969 yılına kadar Süryanice başta olmak üzere Arapça, Osmanlıca ve Türkçe eserler basılmış. Bu ayrıntı, Deyrulzafaran’ın aynı zamanda bilginin ve yazılı kültürün üretildiği bir mekân olduğunu da ortaya koyuyor. Mardin’in farklı kültürleri aynı coğrafyada buluşturan yapısını düşününce, Deyrulzafaran ziyareti şehrin hikâyesinin önemli parçalarından birini tamamlıyor.

Kasımiye Medresesi’nde taş, su ve zaman

Deyrulzafaran’ın ardından Kasımiye Medresesi, Mardin’in başka bir kültürel katmanına açılan kapı oldu. Yapımına Artuklu döneminde başlanan ve Akkoyunlu hükümdarı Cihangiroğlu Kasım döneminde tamamlanan medrese, iki katlı yapısı, açık avlusu ve taş işçiliğiyle Mardin’in dikkat çeken tarihî yapılarından biri.

Ancak Kasımiye’yi mimarisiyle anlatmak eksik kalır. Medresenin avlusunda yer alan çeşme, kanal ve havuz, insan hayatını anlatan sembolik bir hikâyenin merkezinde yer alıyor. Çeşmeden çıkan suyun kanaldan ilerleyerek havuza ulaşması, insanın doğumundan ölümüne uzanan hayat yolculuğuyla ilişkilendiriliyor.

Anlatıya göre çeşmeden akan su, hayatın başlangıcını; kanalda ilerleyen su ise insanın yaşam boyunca geçtiği farklı evreleri temsil ediyor. Suyun yolculuğu sırasında karşılaştığı yükseltiler ve engeller, hayatın iniş çıkışlarına benzetiliyor. Havuz ise yolculuğun sonunu, yani ölümü simgeliyor. Böylece medresenin avlusunda oldukça sade görünen bir su düzenlemesi, aslında yaşamın kendisine dair sembolik bir anlatıya dönüşüyor.

Medresenin geniş avlusunda bu su düzenlemesinin çevresinde dolaşırken yapının geçmişteki işlevini düşünmek de mümkün. Bugün sessiz bir tarihî yapı olarak gördüğümüz odalar ve revaklar, geçmişte öğrencilerin bulunduğu, bilginin üretildiği ve aktarıldığı bir eğitim alanının parçalarıydı. Cami ve türbeyle birlikte külliye düzeni içerisinde tasarlanan Kasımiye, bu yönüyle dönemin eğitim ve sosyal hayatının da önemli merkezlerinden biriydi.

Şehrin siluetinde Ulu Cami

Mardin’in tarihî dokusu içinde ilerlerken şehrin simge yapılarından biri olan Ulu Cami’ye uğramamak mümkün değil. Halk arasında Ulu Cami olarak bilinen yapı, Mardin’in en eski ve önemli camilerinden biri olarak kabul ediliyor. Artuklu döneminin izlerini taşıyan cami, bugün de eski şehrin siluetinin önemli parçalarından birini oluşturuyor.

Ulu Cami’nin minaresi, Mardin’in taş yapıları arasında yükselirken şehrin tarihî kimliğini de görünür kılıyor. Caminin bulunduğu bölgeye doğru ilerledikçe, ibadet mekânının çevresindeki sokakların ve geleneksel yapıların birbirine nasıl eklemlendiği fark ediliyor. Mardin’de bir yapıyı tek başına görmekten çok, onu çevresindeki şehir dokusuyla birlikte okumak gerekiyor.

Bu açıdan Ulu Cami, Mardin’in farklı dönemlerden miras kalan yapılarının bugün hâlâ günlük yaşamın içerisinde varlığını sürdürdüğünü gösteren duraklardan biri. Tarih burada ziyaret edilen bir mekân olduğu kadar insanların içinden geçtiği, ibadet ettiği, alışveriş yaptığı ve yaşamını sürdürdüğü bir çevrenin de parçası.

Mardin deneyiminin konaklama durağı: Elite World Comfy Midyat

Mardin’in tarihî sokaklarında başlayan gezinin ardından konaklama için Midyat’a geçtik. Gezinin ikinci gününde keşfedeceğimiz Midyat’ın merkezinde yer alan Elite World Comfy Midyat, bölgenin tarihî ve kültürel dokusuyla iç içe geçen rotanın konaklama durağı oldu. Gün boyunca Mardin’in tarihî yapıları arasında geçen yoğun bir programın ardından otelin sunduğu konforlu alanlar, günün yorgunluğunu atmak için iyi bir mola noktası sundu.

Elite World Comfy Midyat, Elite World Oteller Grubu’nun Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki büyüme stratejisinin de yeni adımlarından biri. Oteller grubu, 2026 yılında bölgedeki çalışmalarını hızlandırarak ocak ayında Diyarbakır’daki Elite World Comfy otelini hizmete açmış, Midyat ile birlikte Güneydoğu Anadolu’daki ikinci oteline ulaşmış durumda. Gaziantep ve Şanlıurfa’da devam eden yeni otel anlaşmalarıyla birlikte oteller grubunun bölgedeki varlığını önümüzdeki dönemde daha da genişletmesi planlanıyor.

Midyat’ın tercih edilmesi, otelin konumunu yalnızca bir konaklama noktası olmaktan da çıkarıyor. Mardin’in tarihî merkezinden Midyat’a uzanan rota, bölgenin farklı kültürel miraslarını aynı gezi içerisinde deneyimleme imkânı sunuyor. Bir gün içerisinde manastır ve medreselerden Mardin’in tarihî sokaklarına uzanan yolculuğun ardından, ertesi gün Midyat’ın çarşısında ve taş yapılarında bölgenin başka bir yüzüyle karşılaşmak mümkün.

Elite World Oteller Grubu’nun Anadolu’daki büyüme hedefi de bu destinasyon çeşitliliğiyle birlikte ilerliyor. Turizm sektöründeki 50. yılını kutlayan Elite World, bugün Türkiye’nin yedi bölgesine yayılan portföyüyle 21 şehirde 37 otel ve 6.500’ün üzerinde yatak kapasitesiyle hizmet veriyor. 2030 yılına kadar 70 otele ulaşmayı hedefleyen marka, özellikle Anadolu şehirlerinde destinasyonların ihtiyaçlarına yönelik farklı konaklama konseptleriyle büyümeyi sürdürüyor.

Bizim için ise Elite World Comfy Midyat, Mardin gezisinin iki gününü birbirine bağlayan bir durak oldu. Mardin’in tarihî dokusunun ardından Midyat’ın çarşılarına ve zanaat kültürüne uzanan yolculuk öncesinde, şehrin ritminden biraz uzaklaşıp dinlenebildiğimiz bir konaklama deneyimi sundu.

tourmag

Mardin’den Midyat’a: Taşın ve zanaatın izinde

Gezinin ikinci gününde rotamızı Midyat’a çevirdik. Mardin’in genelinde karşılaştığımız taş mimarisi, Midyat’ın tarihî çarşısında bu kez zanaat kültürüyle iç içe geçiyor.

Midyat çarşısında dolaşırken özellikle telkâri sanatının şehir kültüründeki yerini görmek mümkün. İnce gümüş tellerin büyük bir sabır ve ustalıkla işlenmesiyle ortaya çıkan telkâri, bölgenin en karakteristik el sanatlarından biri. Çarşıda yalnızca ürünlere bakmak değil, bu zanaatın arkasındaki emeği görmek de bölgenin kültürel dokusunu anlamayı kolaylaştırıyor.

Midyat’ın sokaklarında yürürken Mardin’de karşılaştığımız taş mimarisinin burada da devam ettiğini görüyoruz. Taş konaklar, kemerli geçişler ve dar sokaklar, iki şehir arasındaki kültürel yakınlığı hissettiriyor. Lakin Midyat’ın çarşısındaki hareketlilik, Mardin’in tarihî dokusuna başka bir boyut ekliyor. Geçmiş burada yalnızca korunmuş bir mimaride değil, hâlâ sürdürülen zanaatlarda da yaşamaya devam ediyor.

Bu nedenle Midyat durağı, gezinin tarihî yapılarla sınırlı kalmamasını sağladı. Bir şehrin kültürünü anlamanın yollarından biri de o kültürün ürettiği nesnelere, el emeğine ve kuşaktan kuşağa aktarılan zanaatlara bakmak. Midyat çarşısında bunun izlerini yakalamak mümkün.

tourmag

Binlerce yıllık bir hikâyeye: Dara Antik Kenti

Gezinin son durağı ise Mardin’in tarihini çok daha geriye götüren Dara Antik Kenti oldu. Mardin’in yaklaşık 30 kilometre güneydoğusunda yer alan Dara, Yukarı Mezopotamya’nın önemli yerleşimlerinden biri. Kentin kuruluşu Doğu Roma İmparatorluğu döneminde, 6. yüzyılın başlarına uzanıyor ve Dara bir dönem bölgenin önemli askerî merkezlerinden biri olarak kullanılıyor.

Dara’ya ulaştığımızda Mardin’in taş sokaklarından ve şehir hayatından tamamen farklı bir manzarayla karşılaşıyoruz. Kayalara oyulmuş yapılar, geniş alanlara yayılan kalıntılar ve günümüze kadar ulaşan yapı izleri, burada bir zamanlar oldukça hareketli bir yerleşimin bulunduğunu düşündürüyor.

Antik kentin en dikkat çekici bölümlerinden biri nekropol alanı. Kayalara oyulmuş mezarlar ve yapı kalıntıları, Dara’nın yalnızca askerî bir merkez olmadığını; burada gelişmiş bir yerleşim düzeninin bulunduğunu da gösteriyor. Sarnıçlar, su yapıları ve diğer kalıntılar ise dönemin şehircilik anlayışı hakkında fikir veriyor.

tourmag

Dara’da dolaşırken Mardin gezisinin başından beri karşılaştığımız “taş” kavramı bu kez bambaşka bir zamana açılıyor. Eski Mardin’de bir evin duvarında, Deyrulzafaran’da bir manastırın kemerinde, Kasımiye Medresesi’nin avlusunda gördüğümüz taş, burada binlerce yıllık bir medeniyetin kalıntısı olarak karşımıza çıkıyor.

Belki de gezinin en çarpıcı tarafı buydu. Mardin’i yalnızca bugünkü görüntüsüyle anlamaya çalıştığınızda karşınıza güzel taş evlerden, tarihî yapılardan ve etkileyici manzaralardan oluşan bir şehir çıkıyor. Ancak Dara’ya kadar uzandığınızda bu şehrin hikâyesinin ne kadar eski ve geniş bir coğrafyanın parçası olduğunu daha iyi hissediyorsunuz.

Mardin’den ayrılırken geride kalanı gezilmiş birkaç tarihî yapı olarak görmek oldukça eksik kalacaktır. Zira geriye, Süryani kültürünün yaşayan izlerinden Artuklu mimarisine, geleneksel zanaatlardan Mezopotamya’nın kadim yerleşimlerine kadar uzanan çok katmanlı bir hikâye kalıyor. Mardin’i özel kılan da belki tam olarak bu: Şehir, geçmişi yalnızca korumuyor; onu bugünkü yaşamın içinde görünür kılmaya devam ediyor.

tourmag