The Museum Hotel Antakya, Eyfel Kulesi’nden üç kat daha fazla çelik kullanılan bu yapının içinde dünyanın en büyüleyici otellerinden biri olarak adından söz ettiriyor. 2009 yılında standart bir şehir oteli olarak planlanan bir proje, Antakya’nın kalbinde tarihle yarışan bir başyapıta dönüştü. Asfuroğlu ailesinin arazisinde başlayan inşaat, sondaj çalışmaları sırasında her biri birer medeniyet hikâyesi anlatan 30 bine yakın arkeolojik eserin keşfiyle bambaşka bir yola saptı.

VE BUGÜN…
Antik çağlardan bugüne uzanan beş farklı kültür katmanının üzerinde yükselen bu eşsiz otel, aynı zamanda Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi’ne ev sahipliği yapıyor. Müze ve otel girişleri ayrı olan yapının her ikisi de aynı olağanüstü arkeolojik alanı izliyor. Otelde kalmak, bu manzaranın sabah kahvaltısına, yemeklere ve kahvelere eşlik ettiği, tarihin tekrar canlandığı eşsiz bir deneyim sunuyor.

BİR MOZAİK, BİN YILIN HİKÂYESİ
M.S. 5. yüzyıla ait 1050 metrekarelik dünyanın en büyük tek parça taban mozaiği, otelin alt katlarında tüm ihtişamıyla sergileniyor. Geometrik desenlerle bezeli bu görkemli eser, zamanın ve doğanın izlerini hala üzerinde taşıyor. Antakya’da tarih içindeki çeşitli depremlerden sonra kıvrılmış bir halı gibi dalgalanan yüzeyiyle adeta geçmişin sesi gibi… Ve belki de en etkileyicisi “Pegasus Mozaiği”. Euporos imzasını taşıyan bu eşsiz sanat eseri, M.S. 2. yüzyıldan kalma ve 162 farklı taş rengiyle inşa edilmiş.

SIRADAN BİR KONAKLAMADAN ÇOK DAHA FAZLASI
200 odasıyla The Museum Hotel Antakya, sıradan bir konaklamadan çok daha fazlasını vadediyor. Antik mozaiklere ve kazı alanına bakan geniş cam cephelerle donatılmış odaların kimisi St. Pierre Kilisesi’ne, kimisi dağlara, kimisi de şehir manzarası ile büyülüyor. Gastronomi düşkünleri için ise otel bir cennet.

