Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Doğanın romantik sahnesi; “Bencik Koyu”

Yaz mevsimi sona ermişken, keyifli bir pastırma yazının güneşi altında

Yaz mevsimi sona ermişken, keyifli bir pastırma yazının güneşi altında yazımı yazmak istedim. Datça Yarımadası’nı gezerken bazen araç, bazen de küçük yelkenli teknemi kullanıyorum. İster araçla olsun ister tekneyle olsun, mutlaka bu güzellikleri görmenizi tavsiye ederim.

Bilenler bilir; Datça’ya varmadan Amazon Bördübet ve yarımadanın en dar kısmı Balıkaşıran Koyu’nu kapsayan son virajı geçtiğinizde, Gökova Körfezi’nin muhteşem manzarasıyla karşı karşıya kalırsınız. Dakikalar geçip, sahile yaklaştığınızda içinizi bir heyecan kaplar. Bu güzel yarımadaya gelmiş olmanın keyfini yaşarsınız. Bana sorarsanız, Datça’nın iki sezonu var: Almanya, yurt dışından ve yurdumuzun farklı illerinden gelen tatilcilerin oluşturduğu sıcak temmuz-ağustos dönemi ve çiçek ve deniz kokusunun, sarı yazın hakim olduğu ikinci sezon.

Tanrı sevdiği kulunu Datça’da yaşatır

Eğer kalabalık şehirlerden sıkıldıysanız, gürültü ve egzoz kokusundan uzak bir yaşam sürmek isterseniz, hiç düşünmeden buraya gelin. Özellikle sakinliği ve huzuru tercih edeceksiniz, ekim-kasım ayları Datça’da yaşamak bir başka. Hep söylerler, “Tanrı sevdiği kulunu Datça’da yaşatır” diye. Bu yarımadaya vardığınızda, bu cümlenin ne anlama geldiğini hemen anlarsınız. Uzun yolculuk sizi yorsa bile yorgunluğunuzu hemen unutursunuz. Soluduğunuz bol oksijen, çam ve badem ağaçlarının kokusu bir anda sizi sarhoş eder, uyku moduna sokar. Evinizde alamadığınız uykuyu, burada iki saatlik uykuyla fazlasıyla alırsınız.

MERSİNCİK KOYU

Datça’nın en güzel koyları ve sahilleri neresi derseniz, buna cevap vermek oldukça güç. Tüm koylar, sahip oldukları deniz ve kumsallarıyla birbirinden farklı güzelliklerle dolu, saklı cennet köşeleridir. Datça Yarımadası’nın Bodrum tarafına bakan kısmı Gökova Körfezi olarak bilinir. Körfezin en başında, teknelerin çok rağbet ettiği Mersincik Koyu vardır. Yine hemen karşısında, yarım saat uzaklıkta Kos Adası yer alır. Mersincik Koyu, benim en beğendiğim koyların başında geliyor. Turkuaz renkli suları, denizi ile ayrı güzel. Rüzgârlı ve fırtınalı havalarda pek korunaklı olmasa da doğasıyla diğer koylardan çok farklıdır. Denize girdiğinizde yer altından çıkan ve deniz suyuna karışan sodalı su cildinize ayrı bir güzellik katarken, denizin bazı kısımları soğuk olmaktadır. Bu koyda yüzerken denizin yirmi metre dibini rahatlıkla görmeniz mümkün. Bundan sonraki durağımızda, iki saatlik tekne yolculuğu ile Karaköy Körmen Yat Limanı karşımıza çıkıyor. Kıyı boyunca ilerlediğinizde Küçük Çatı, Büyük Çatı, Balıkaşıran, Amazon Bördübet Koyu, Yedi Adalar, Ballı Su, Tuzla gelmekte. Körfez sonu Akyaka’ya yaklaşırken Sedir Adası, Karacasöğüt, hemen karşısında balıkların yumurtalarını bıraktığı çam ormanları ile çevrili doğal akvaryum Akbük Koyu, Okluk Koyu (eski T.C. Cumhurbaşkanlarından rahmetli Turgut Özal zamanında yapılan cumhurbaşkanlığı yazlık köşkü), İngiliz Limanı ve Löngöz’ü sayabiliriz.

KNİDOS

Gökova Körfezi’ni bilenler bilir, kuzey ve kuzeybatı rüzgarlarını karşıladığı için her zaman rüzgarlıdır. Öğleden sonra denizi genellikle dalgalı olur. Bu nedenle yelken sporuna gönül verenlerin en fazla rağbet ettikleri körfezdir Gökova. Diğer taraftan, Datça Yarımadası’nın öteki tarafına baktığınızda Knidos’tan başlayarak Hisarönü’ne kadar birçok koy ve sahil, yine eşsiz güzellikler içersinde sizi bekler. Anadolu’nun Akdeniz’e uzanmış en uç noktası olan Knidos Deniz Feneri, tüm denizcilerin korkulu rüyasıdır. Bu feneri yani diğer adıyla Deve Boynu Feneri’ni geçen denizciler, rüştünü ispatlamış sayılır. Burada deniz oldukça derin ve hırçındır. Devamlı dalga olur.

ENFES MANZARA VE GÜN BATIMI

Fener, adını Akdeniz ve Ege denizlerinin birleştiği noktada kurulmuş antik kent Knidos’tan alır. Antik şehirde yapılan kazılar hala devam etmekte. Tüm arkeolojik yapılar tam anlamıyla gün yüzüne çıkarılmış değil. Knidos’un konumu ve manzarası harikadır. Gün batımı en güzel bu koyda izlenir. Knidos’a gelenler, 30 dakikalık yürüme ile muhteşem bir manzara ve deniz feneri ile karşılaşır. Sizlere tavsiyemiz, mutlaka Knidos’tan deniz fenerine doğru bu yürüyüşü yapmanız gerektiğidir. Özellikle gün batımı manzarasının enfes olduğunu göreceksiniz. Knidos Antik Kenti’ne Müzekart ile giriş yapabiliyorsunuz. Karadan aracınızla geldiğinizde otopark ücreti alınmıyor. Denizden geldiğinizde küçük bir iskelesi var. Antik kenti yuvarlak ve köşeli kuleleriyle 4 km uzunluğunda surlar çevreliyor. Şehir surlarının dışında, doğuya doğru yaklaşık 7 km uzunluğunda bir nekropol (mezarlık) bulunuyor. İsterseniz Knidos’ta denize de girebilirsiniz. Koy kayalık olup, deniz de kısmen serin. Yine teknelerin yanaşabileceği küçük bir iskele, yoğunluk nedeniyle yetersiz kalmakta.

PALAMUTBÜKÜ

Palamutbükü insanıyla, doğasıyla bozulmamış bir cennet. Eskiden bu köyün yerlileri, denizi kirletirler diye teknelerin demir atmasına ve yanaşmasına izin vermezlermiş. Her ne kadar şimdi yapılan balıkçı barınağı; yerli ve yabancı teknelerin, yelkenlilerin sığındığı, konakladığı bir marina olmuş olsa da yine denizi en güzel yerlerden biri. Palamutbükü, Datça’nın en ünlü koyların başında gelmekte. Badem ağaçlarıyla çevrili bu güzel koyun yaklaşık 2 km uzunluğunda plajı var. Uzun kumsal boyunca uzanan birçok pansiyon ve balık lokantaları mevcut. Denizin rengi o kadar güzel bir mavidir ki, kışın bile denize girmek için can atarsınız. Burada denizin içerisinde çakıl taşlarını rahatlıkla sayabilirsiniz. Kasım ayına kadar denize girebilirsiniz. Soğuk da olsa ayaklarınızı sokmadığınız için üzülürsünüz. Sahilde dolaştığınızda her işletmenin önüne sandalye ve masaların atılmış olduğunu görürsünüz. Sahil kenarında oturup vakit geçirmek ve akşam yemeğini buralarda yemek çok keyiflidir. Palamutbükü’nde sizi Payam karşılar. Gidenler bilir, oranın ünlü pastanesi (şimdilerde efsane yemekleri de var). Burada mutlaka portakallı kurabiye ve keçiboynuzlu keklerini yemenizi tavsiye ederim.

HAYITBÜKÜ

Palamutbükü’nden çıkıp, sola doğru bükleri gezmeye başladığınızda küçük bir cennet ile karşılaşırsınız. Deniz, yine aynı mavilikte ama bu sefer havuz gibidir. Sürekli kendinizi denize atasınız gelir. Sessiz, sakin, huzur veren, çok şirin bir koy burası. İsmini hayıt ağacından almış, aynı zamanda koyun her tarafında dut ağaçları da bulunuyor. Sıcacık bir denizi, ufak ufak ısıran huysuz balıkları var. Burası, Palamutbükü’ne oranla daha küçüktür. Hayıtbükü’ne geldiğinizde mutlaka denemeniz gereken birçok şey vardır. Ortam nefistir. Özellikle minik balık restoranlarında mutlaka ahtapotlu ve kalamarlı böreklerden yemeyi unutmayın. Bu arada içi karides ve kaşar dolu kalamar dolmasından vazgeçmeyin derim.

DATÇA

Denizden Hisarönü’ne gelirken bir sonraki durağınız Datça, uzun kumsalları ve farklı plajları ile herkesin rağbet ettiği kalabalık bir tatil şehridir. Datça, aynı zamanda bademi ile ünlüdür. Her sene badem çiçeklerinin açtığı şubat-mart aylarında “Badem Çiçeği Festivali” yapılır. Mutlaka kaçırmayın derim. Datça’da şehri gezerken herkesin uğramadan edemediği, ilk kuruluş yeri Eski Datça’yı da görmenizi tavsiye ederim. Oraya çıkmışken ünlü şairimiz Can Yücel’in evini de ziyaret etmeyi unutmayın. Dönerken de Datça’nın meşhur bol bademli, aroması zengin tereyağlı Datça kurabiyesinin de tadına bakmayı unutmayın.

BADEM, ÇAM BALI VE KÖY PAZARLARI

Bademiyle meşhur olan Datça’da çam balını her yerde bulabilirsiniz. Aynı zamanda hayt bitkisinin çiçeklerinden arıların yaptığı hayt balı, az şekeriyle çok tutulan ballardan biri. Kekik balı da meşhurdur. Datça’ya geldiğinizde her yerde badem ağaçları görürsünüz. Burada birçok badem çeşidini de bulabilirsiniz. Kuru badem, taze badem, nurlu badem ve en güzeli ballı bademdir. Ben badem almak istediğimde alışverişimi Mesudiye Köyü Kooperatifi’nden yapıyorum. Bu arada köy pazarlarını da unutmamak gerek. Köy pazarları, hem ucuz hem de zengin meyve ve bitki sebze çeşidiyle herkesin rağbet ettiği yerlerdendir. Pazara bir iki şey alacağım diye çıkıyorsunuz, elleriniz dolu geri dönüyorsunuz. Hele karnınız aç ise mutlaka bu pazarlara takılmanızı öneririm. Pazarlarda teyzelerin kendi evlerinde yaptığı kabak çiçeği dolmaları şaheser oluyor. Tadına bakarken bir anda yan tarafta kendinizi pişi yerken buluyorsunuz. Pazarlarda her şey çok lezzetli. Anlayacağınız, midelerimiz bayram ediyor.

TARÇINLI, SUSAMLI SİMİT EKMEK

Datça ve köylerinde çok özel bir ekmek çeşidi var, onu da mutlaka tatmanız gerekiyor: Tarçınlı, susamlı simit ekmek. İlk başta yediğimde yadırgadım. Datça dışında bir yerde asla görmedim.

BENCİK KOYU

Size bu yazımda bir koydan daha bahsedeceğim; Bencik Koyu. Her zaman bu koya teknemle gittiğimde Dirsek Bükü veya Bencik Koyu’nda uzun süre kalmayı tercih ederim. Özellikle benim favorim Bencik Koyu’dur. Arabayla ulaşımın direkt olmadığı nadir koylardan biridir. Dişlice Adası’nın kuzeyinde, 1.5 mil karaya kıvrılarak giren rüzgara ve hırçın denize karşı en güvenli koylardan biridir. Çevresi çam ağaçlarıyla kaplı, doğa harikası bir yerdir. Doğu kıyının en geniş girintisinde MTA’nın eski eğitim tesisleri bulunur. Bencik Koyu’nun kuzey kısmı sığlık ve sazlıktır. Tekneler buraya kadar fazla gelmezler. Buranın batı tarafında bir iskele vardır. İskele ve çevresi, yakında bulunan yazlık bir sitenin plaj alanları, tesisleridir. Onun kuzeyinde Datça-Marmaris Karayolu geçer. Bu yolun hemen arkasında Gökova, Balıkaşıran Koyu bulunur. Balıkaşıran’dan gelen rüzgarlar Bencik Koyu’nu rahatlatır, serinletir. Havanın sert olduğu zamanlarda, Gökova Körfezi’nin dalga sesleri buraya kadar gelir. Bencik Koyu, çok sakin huzurlu ve bakir bir koydur. Çamların altında ağustos böceklerinin sesiyle yüzersiniz. Deniz dibi görülmese de çok temizdir. Sert esen rüzgarlara kapalı bir koydur. Bu nedenle denizi bir göl gibi duru ve sakindir. Hayatımda seyrettiğim en güzel dolunayın manzarası eşsizdir. Türkiye’nin en özel koyu diyebilirim.

Kısacası, sakin ve huzurlu bir tatil isteyenlerin listelerine eklemeleri gereken bir yerdir Datça. Siz siz olun, her zaman denizi görünce heyecanlanan çocuklardan olun. Şimdi yazımızı Can Yücel’in güzel bir şiiriyle bitirelim. “Mekanın cennet olsun” derler, Can Yücel için bu Datça’dır!

“Sabah kalkıp kapıları açıyorum
Bütün herkes geliyor
Serçeler, kumrular, İsa çiçekleri
Bulutları çağırıyorum geliyorlar
Gökyüzü çok fena mavi
Yürüyemiyorum ayaklarım yok
Sanki bir ruhum
Sanki bir badem ağacıyım…”

Can Yücel